DİLEKÇELER

Araç Satış Sözleşmesi: Sözleşmenin İptali Davası

Araç satış sözleşmesi, noterde düzenleme şeklinde satış alan ve satışı yapan arasında aracının mülkiyetinin devri sonucunu taşıyan bir sözleşmedir. Bu sözleşme neticesinde dolandırıcılığa uğraya bir çok mağdur vardır. Bu sebeple araç satış sözleşmesinin iptali sıklıkla başvurulan bir hukuki yoldur. Buna istinaden aşağıda bir dava dilekçesi örneğine yer verilmiştir. Diğer dilekçe örneklerine buradan erişebilirsiniz. 

 

Resim Melk Hagelslag tarafından Pixabay‘a yüklendi

 

NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

DAVACI                    :

DAVALI                     :

KONU                 :… Noterliği …/…/… ve ….            yevmiye numaralı araç satış sözleşmesinin hile sebebi İPTALİNE, eski …. plaka sayılı, yeni … plaka sayılı …model ….marka, Şasi No:…. Motor no:…. lu aracın mülkiyetinin vekil edene ait olduğunun tespitine karar verilmesi talebimizden ibarettir.

 AÇIKLAMALAR      :

            Ekli vekaletname uyarınca davacı K…. vekilleriyiz.

1.Vekil eden adına kayıtlı …. plaka sayılı …. model …. marka, Şasi No:…., Motor no:…. olan aracın satışı….Noterliği …./…/… ve …. yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile gerçekleştirilmiştir. Aracın satışına ilişkin esnaf kefaletten kredi çekileceği bu sebeple aracın satışından itibaren birkaç gün içerisinde araç satış bedelinin ödeneceğini belirtmiştir. Taraflar aralarında sözleşme imzalamış(EK-1) ve araç bedeli tutarında senet(EK-2) tanzim edilmiştir. Ancak aracın noter satışı gerçekleştirildikten sonra davalı adına aracı vekaleten satın alan …. ve yanındaki şahıslar ortadan kaybolmuşlardır.

2.Vekil edene ait, … plaka sayılı …. model … marka, Şasi No:…, Motor no:…lu araç …. Noterliği …/…/… ve … yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile …’e vekaleten ….’ e satılmıştır. …/…/… tarihinde …. plaka kaydı ile …. isimli şahıs tarafından ….’ye satılmış, …/…/…tarihinde plaka değiştirilerek araç …. plaka bilgisi ile ….tarafından ….’e satılmıştır.

3.Satışlar arasında bir gün sürenin olması ve son satış gerçekleştirilirken plakanın değiştirilmesi, vekil edenin programlı ve planlı bir şekilde hile yolu ile iradesinin fesada uğratıldığını göstermektedir. Konuya ilişkin savcılık şikayeti yapılmış, …. cumhuriyet Başsavcılığı tarafından …/… numarası ile soruşturma başlatılmış, bu dosyadan …/…/… tarihli …/… karar numarası ile yetkisizlik kararı verilerek dosya “dolandırıcılık” suçunun işlendiği …. Cumhuriyet Savcılığına gönderilmiştir. Alaşehir Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma …/…. soruşturma numarası ile yürütülmektedir.

4.Soruşturma dosya kapsamında ….(YENİ PLAKA ….) plaka sayılı … model ….marka, Şasi No:…., Motor no:…. lu araç savcılık talimatı ile …/…/… günü şüpheli ….’den alınarak, vekil edene yedi emin sıfatı ile teslim edilmiştir.

5. Bilindiği üzere, hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanununun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.

Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek sarih yahut zımni bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.

İptal beyanı hiçbir şekle tabi değildir. Şekle bağlı bir sözleşme örtülü irade beyanıyla da iptal edilebilir. İptal hakkı, yenilik doğuran bir hak olduğu için, bunun kullanılması şarta bağlı tutulamaz.

İptal hakkı, açık bir irade beyanıyla kullanılabileceği gibi, örtülü bir irade beyanıyla da kullanılabilir. Örneğin karşı tarafa verdiği şeyi geri isteyen veya aldığı şeyi geri veren tarafın bu davranışı örtülü bir iptal beyanıdır. İradesi sakatlanan kişinin, iptal beyanı, karşı tarafın hakimiyet alanına ulaştığı anda istenen sonucu kendiliğinden doğurmaya yeterlidir. Ayrıca bir iptal davası açmaya, dolayısıyla iptali dava yoluyla ileri sürmeye gerek yoktur. ( Prof. Dr. Fikret Eren Bonçlar Hukuku Genel Hükümler 18.Baskı. 412 vd. Sayfalar)

TBK m. 36  “Taraflardan biri, diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile, sözleşmeyle bağlı değildir. Üçüncü bir kişinin aldatması sonucu bir sözleşme yapan taraf, sözleşmenin yapıldığı sırada karşı tarafın aldatmayı bilmesi veya bilecek durumda olması hâlinde, sözleşmeyle bağlı değildir.”

TBK m. 39 “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.”

 Bu kanun hükmü uyarınca aldatma ile sözleşme yapan kişi iptal hakkını bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanmak zorunda olup, bu beyanın bir yıllık hak düşürücü süre dolmadan karşı tarafın hakimiyet alanına ulaşması gerekir. 

Gerek doktrin görüşleri, gerekse de Yargıtayın içtihatları gereğince “ …bir yılık hak düşürücü süre içinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih veya zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir.” iptal hakkının ileri sürülmesinin hiç bir şekle tabi bulunmadığı, dava açmanın zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.

Bu açıklamalar ışığında, vekil edenin şikayeti ile, Antalya cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan …./… numarası soruşturma dosyası ile ve bu dosyadan …/…/… tarihli …/… karar numarası ile yetkisizlik kararı verilerek gönderildiği, yetkili … Cumhuriyet Başsavcılığınca görülen …/… numaralı soruşturma numarası ile vekil edenin sözleşme ile bağlı olmadığına ilişkin irade beyanı davalıların hakimiyet alanına ulaşmıştır. Hal böyle iken, vekil edenin TBK m. 39 da öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduğunu kabulü gerekir.  Yasa koyucu tarafından belirlenen 1 yıllık hak düşürücü süre sözleşmeyle bağlı bulunulmadığına ilişkin beyanda bulunulmasına ilişkin olup dava açılmasına ilişkin değildir.

Vekil edenin sözleşme ile bağlı bulunmadığına ilişkin irade beyanı süresi içerisinde davalıların hakimiyet alanına ulaştığının kabulü ile Sayın Mahkemenizce …. Noterliği …/…/… ve …. yevmiye numaralı araç satış sözleşmesinin İPTALİNE karar verilmesini talep etme zorunluluğumuz hasıl olmuştur.

Neticeten, Vekil edenin, iradesi hile yolu ile fesada uğratıldığından, Sayın Mahkemenizce ….(YENİ PLAKA …) plaka sayılı … model …. marka, Şasi No:…., Motor no:…. lu aracın satışı için imzalanan ….. Noterliği …/…/… ve …. yevmiye numaralı araç satış sözleşmesinin İPTALİNE, aracın …. Noterliği …/…/…. ve …. yevmiye numaralı araç satış sözleşmesinden önceki malik olan vekil edene ait olduğunun tespitine karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

DELİLLERİMİZ                    :

1…… Noterliği …/…/… ve …. yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi

2….. Cumhuriyet Başsavcılığınca …/…. soruşturma numaralı dosyası

3.Taraflar arasında imzalanan bedelin ödenmediğini gösterir …./…/…. tarihli sözleşme fotokopisi

4.Taraflar arasında imzalanan bedelin ödenmediğini gösterir …./…/… tarihli sözleşmeye istinaden tanzim edilmiş …..TL bedelli senet fotokopisi

5.Yargıtay kararları, tanık, yemin, bilirkişi ve her türlü yasal delil.

SONUÇ VE İSTEM             :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle,

            1.Vekil edenin, iradesi hile yolu ile fesada uğratıldığından, Sayın Mahkemenizce ….(YENİ PLAKA ….) plaka sayılı …. model …. marka, Şasi No:…., Motor no:…. lu aracın satışı için imzalanan …. Noterliği …./…/…. ve . …yevmiye numaralı araç satış sözleşmesinin İPTALİNE, aracın …. Noterliği …/…/… ve …. yevmiye numaralı araç satış sözleşmesinden önceki malik olan vekil edene ait olduğunun tespitine,

            2.Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla vekaleten arz ve talep ederiz. …/…/….

EKİ:

1. T.C. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ 2014/19040   E. – 2017/281 K.ve 18.01.2017 tarihli kararı(karşı oy yazısı)

2. T.C. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ 2014/11612 E. -2014/14462 K. Ve 18.09.2014 tarihli kararı

3.YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ 2013/21405 E. – 2014/50 K. Ve 13.01.2014 tarihli kararı

4. YARGITAY 19. HUKUK DAİRESİ 2012/6338 E. – 2012/11554 K. Ve 11.07.2012 tarihli kararı

5. Vekaletname sureti

                                                                                                          Davacı Vekili

                                                                                                          Av. 

T.C. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ

Esas :2014/19040   Karar :2017/281 Tarih:18.01.2017


Korkutmanın ortadan kalktığı tarih itibariyle uyuşmazlık hakkında uygulanacak yasa hükmü 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 31. Maddesidir. Söz Konusu yasa hükmü Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet vermiş nazarıyla bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkutmanın zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder.

Somut olayda davacılar, olayın meydana geldiği 2003 yılı içerisinde zorla senet imzalatıldığı iddiası ile Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuş, ayrıca aynı yıl içerisinde aynı nedenle icra mahkemesinden şikayet yoluyla takibin iptalini talep etmişlerdir. Bu durumda davacıların BK’nun 31’nci maddesinde öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduklarını kabul etmek gerekir. Bu nedenle mahkemece menfi tespit davasının ikrahın ortadan kalkmasından itibaren bir yıllık sürede açılmadığı şeklindeki gerekçesi isabetsizdir

2- Mahkemece hükme esas alınan Ankara 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisi nedeniyle zorla senet imzalatma eyleminin kendiliğinden hak alma şeklinde nitelendirildiği ve bu nitelendirmeye göre mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmakta ise de söz konusu kararda taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin miktarı konusunda bir saptamaya yer verilmemiştir. Bu durumda bonolarda yazılı miktarlara itibar edilip, ispat yükünün tayininde hataya düşülmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. şeklindedir.( 19.H.D. 2012/6338E, 2012/11554K, 11.7.2012 t.)…

Davacı, süresi içerisinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirdiğine göre, mahkemece işin esasına girilerek korkutmanın bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü süre içinde dava açılmadığı gerekçesiyle ret kararı verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması düşüncesiyle sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.


Karar:


MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL

Taraflar arasında görülen davada;

Davacı, eşi ile davalının babası olan… arasında mazot alımından dolayı iş ilişkisi olduğunu, ekonomik nedenlerden dolayı aldıkları mazotun bedelini ödeyemediklerinden davalının babasına borçlanmaya başladıklarını adına kayıtlı 3718, 3717 ve 3715 parsel sayılı taşınmazları hiç bir ödeme yapılmaksızın ve karşılıksız olarak baskı ile davalıya devrettiğini bu hususta İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/1 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yargılama yapıldığını ileri sürerek, korkutma nedeniyle taşınmazların tapularının iptali ile adına tescilini istemiştir.

Davalı, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, hak düşürücü sürenin geçtiği gerekçesiyle dava reddedilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi …’in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü 

-KARAR-

Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle, davacının tehdide maruz kalarak taşınmazları temlik ettiği gerekçesiyle Cumhuriyet Savcılığına şikayette bulunduğu 21.05.2008 tarihinden dava tarihi olan 12.01.2011 tarihine kadar Borçlar Kanunu 39. madde de belirlenen 1 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığına göre; davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 6.20.-TL. bakiye onama harcının temyiz edenden alınmasına, 18.01.2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
(Muhalif)
-KARŞI OY-

Dava, korkutma (ikrah) hukuki sebebine dayalı tapu iptal tescil davasıdır.

Yerel mahkemece davanın, hak düşürücü sürede açılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiş, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

Sayın çoğunluk kararın onanmasına karar vermiştir.

Sayın çoğunluk ile aramızda oluşan görüş aykırılığı, davanın hak düşürücü sürede açılıp açılmadığına ilişkindir.

Korkutmanın ortadan kalktığı tarih itibariyle uyuşmazlık hakkında uygulanacak yasa hükmü 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 31. Maddesidir. Söz Konusu yasa hükmü Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet vermiş nazarıyla bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkutmanın zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder. 

Hile ile haleldar olmuş yahut ikrah ile yapılmış olan bir akde icazet, zarar ve ziyan talebinden feragati istilzam etmez. şeklinde düzenlenmiştir.

Bu yasal düzenlemede bahsedilen süre açıkça sözleşmeyle bağlı olmadığını diğer tarafa bildirmektir. 
İptal beyanı hiçbir şekle tabi değildir. Şekle bağlı bir sözleşme örtülü irade beyanıyla da iptal edilebilir. İptal hakkı, yenilik doğuran bir hak olduğu için, bunun kullanılması şarta bağlı tutulamaz…
İptal hakkı, açık bir irade beyanıyla kullanılabileceği gibi, örtülü bir irade beyanıyla da kullanılabilir. Örneğin karşı tarafa verdiği şeyi geri isteyen veya aldığı şeyi geri veren tarafın bu davranışı örtülü bir iptal beyanıdır…

İptal hakkının bir yıllık kısa süre dışında ayrıca sözleşmenin kurulmasından itibaren on yıllık azami (mutlak) bir süre ile de sınırlandırılıp sınırlandırılamayacağı doktrinde tartışmalıdır. İradesi bozulan kimse, sözleşmeyi yaptıktan 5, 10 veya 30 yıl sonra yanılma veya aldatmayı öğrenmişse, acaba bu öğrenme tarihinden itibaren 1 yıllık süre içinde sözleşmeyi iptal edebilir mi?… Yargıtay sözleşmeden itibaren 10 yıl ile bu süreyi sınırlamıştır… İradesi sakatlanan kişinin, iptal beyanı, karşı tarafın hakimiyet alanına ulaştığı anda istenen sonucu kendiliğinden doğurmaya yeterlidir. Ayrıca bir iptal davası açmaya, dolayısıyla iptali dava yoluyla ileri sürmeye gerek yoktur. ( Prof. Dr. Fikret Eren Borçlar Hukuku Genel Hükümler 18.Baskı. 412 vd. Sayfalar) 

Hata, hile, ikrah her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Korkutmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir. (1.Hukuk Dairesinin 2014/ 11612E, 2014/ 14462K, 18.9.2014 tarihli-, 2013/21405E, 2014/50K, 13.1.2014 t.li, 2016/11701E, 22.12.2016 t.li v.d.bir çok karar)Yargıtay 19.Hukuk Dairesinin emsal kararı;

Mahkemece, davacıların suç duyurusu üzerine ….’in ihkak-ı hak suçundan mahkum olduğu, davalılar hakkında zorla senet imzalamaktan dolayı ceza davası bulunmadığı, ayrıca BK’nun 31. maddesine göre bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra dava açıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir. 

1- Borçlar Kanunu’nun 31’nci maddesine göre, “Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder. Bu kanun hükmü uyarınca ikrah ile akit yapmak zorunda kalan kişi, iptal hakkını bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanmak zorunda olup, bu beyanın bir yıllık hak düşürücü süre dolmadan karşı tarafın hakimiyet alanına ulaşması gerekir. İptal beyanının bir şekle tâbi olduğu konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından, hukuki niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bu hakkın kullanılmasının dava açma gibi belli bir usulde ileri sürülmesi zorunlu değildir.
Somut olayda davacılar, olayın meydana geldiği 2003 yılı içerisinde zorla senet imzalatıldığı iddiası ile Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuş, ayrıca aynı yıl içerisinde aynı nedenle icra mahkemesinden şikayet yoluyla takibin iptalini talep etmişlerdir. Bu durumda davacıların BK’nun 31’nci maddesinde öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduklarını kabul etmek gerekir. Bu nedenle mahkemece menfi tespit davasının ikrahın ortadan kalkmasından itibaren bir yıllık sürede açılmadığı şeklindeki gerekçesi isabetsizdir.

2- Mahkemece hükme esas alınan Ankara 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisi nedeniyle zorla senet imzalatma eyleminin kendiliğinden hak alma şeklinde nitelendirildiği ve bu nitelendirmeye göre mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmakta ise de söz konusu kararda taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin miktarı konusunda bir saptamaya yer verilmemiştir. Bu durumda bonolarda yazılı miktarlara itibar edilip, ispat yükünün tayininde hataya düşülmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. şeklindedir.( 19.H.D. 2012/6338E, 2012/11554K, 11.7.2012 t.)
Yukarıda açıklanan gerek akademisyenlerin görüşü, gerekse Yargıtayın ve özellikle dairemizin uygulamaları nazara alındığında, iptal hakkının ileri sürülmesinin hiç bir şekle tabi olmadığı, hele hele dava açmanın zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.

Somut olaya döndüğümüzde; Davacının taşınmazları 17.7.2007 tarihinde davalıya devredilmiştir. Davacı tarafından 21.5.2008 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş, bunun üzerine davalı ve müşterekleri hakkında suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurmak, örgütte yönetici olmak, üye olmak, tefecilik, tehdit, nitelikli yağma, 6136 sayılı yasaya muhalefet, ihaleye fesat karıştırmak, uyuşturucu madde bulundurmak suçlarından kamu davası açılmıştır. Davacı bu suretle sözleşmeyle bağlı olmadığını süresi içinde ortaya koymuştur. Bundan sonra yasa koyucu dava açılması için bir süre öngörmemiştir. Bu süre Yargıtay uygulamalarında olduğu gibi işlemden itibaren 10 yıl olarak kabul edilebileceği gibi iyi niyet kuralları ile sınırları belirlenebilir.
Davacı, süresi içerisinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirdiğine göre, mahkemece işin esasına girilerek korkutmanın bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, hak düşürücü süre içinde dava açılmadığı gerekçesiyle ret kararı verilmesi doğru olmadığından kararın bozulması düşüncesiyle sayın çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

T.C. YARGITAY 1. HUKUK DAİRESİ 2014/11612 E., 2014/14462 K. sayılı ve 18.09.2014 tarihli karar

MAHKEMESİ : ALACA ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

TARİHİ : 24/09/2013

NUMARASI : 2011/62-2013/185


Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tecsil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

-KARAR-
Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan alınan rapor neticesinde temlik tarihinde davacının fiil ehliyetine sahip olduğu, kandırıldığına dair somut delil bulunmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriğinden ve toplanan delilerden; davacının 9 ve 10 parsel sayılı taşınmazlarını 22.02.2011 tarihinde satış suretiyle davalıya temlik ettiği anlaşılmaktadır.
Davacı, 73 yaşında olduğunu, eşinden boşandıktan sonra davalının damadı olan dava dışı ….. aracılığı ile Azeri bir kadınla tanışıp gayri resmi evlendiğini, kadının evi terkedip ülkesine gitmesi üzerine de paraya ihtiyacının olduğunu, ….’ün, kardeşi ….aracılığı ile 4.500.-TL faizi ile para bulduğunu söyleyerek 1.000.-TL’sini kendisine verdiğini, kalan kısmı ise eşine alınan altınların borcunu kapatmak için kullandıklarını ifade ettiğini, ayrıca 9.000.-TL’lik senet imzalattırdıklarını, daha sonra da başlık parası için faizi ile para aldığı şeklinde ….’un baskı yapması neticesinde taşınmazlarını ipotek ettirmeyi kabul ettiğini, ancak tapuya gittiğinde davalıya satış yapılacağının bildirildiğini, itiraz edince de borç ödenince iade edileceği belirtilip bu konuda protokol imzalandığını, buna inanarak 9 ve 10 parsel sayılı taşınmazlarını herhangi bir bedel almadan satış göstermek suretiyle davalıya devrettiğini, hata ve hileye düşürülerek taşınmazlarının elinden alındığını ileri sürerek eldeki davayı açmış, yargılama sırasında vesayet makamınca Türk Medeni Kanunu’nun 405. maddesi hükmü gereğince kısıtlanması üzerine vasisi davayı takip etmiştir. 
Davalı ise, iddiaların doğru olmadığını, taşınmazların değerinin ödenerek satın alındığını belirterek davanın reddini savunmuştur. 

Dava dilekçesi içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada hile hukuksal nedenine dayanıldığı anlaşılmaktadır.

Bilindiği üzere; Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 s. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu’nun (BK) 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. 

Hemen belirtmek gerekir ki; aktin yapıldığı sırada iradenin fesada uğratılması esastır.
Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir. 
Somut olaya gelince; eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıtlardan davacının aynı iddialarla davalı ve dava dışı …… ile …. hakkında savcılığa yapmış olduğu şikayet neticesinde şahıslar hakkında dolandırıcılıktan ayrıca sanık …. hakkında tefecilik suçundan cezalandırılmaları istemi ile Alaca Asliye Ceza Mahkemesine dava açıldığı ve yapılan yargılama neticesinde 27.11.2013 tarihinde, 2012/7 Esas, 2013/227 sayılı karar ile sanıkların atılı suçları işlediklerinin sabit olmadığı gerekçesi ile beraatlerine karar verildiği, davacının kararı temyiz etmesi üzerine dosyanın 24.02.2014 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ve henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır. 
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 165/1. maddesinde; düzenlendiği üzere ” Bir davada hüküm verilebilmesi başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise, mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir” 
Bu itibarla ceza dava dosyasının sonucu görülmekte olan davanın esası yönünden önem arz ettiğinden, ceza davasının eldeki dava bakımından bekletici sorun olarak kabul edilmesi gerektiği açıktır.

Her ne kadar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 74. (mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 53. maddesi) maddesi hükmü uyarınca kural olarak ceza mahkemesi tarafından verilen beraat kararı hukuk hakimini bağlamaz ise de orada belirlenen veya belirlenecek olguların eldeki dava bakımından bağlayıcı olacağı tartışmasızdır. 

Hal böyle olunca; taraflarla ilgili Alaca Asliye Ceza Mahkemesi’nin 27.11.2013 tarihli, 2012/7 Esas, 2013/227 Karar sayılı dosyasının kesinleşmesinin beklenmesi, ondan ceza dosyasının eldeki dava dosyası arasına alınarak ceza dosyasındaki ve eldeki dosyadaki delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Davacı vekilinin belirtilen nedenle temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 18.09.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 T.C.YARGITAY BİRİNCİ HUKUK DAİRESİ Esas:2013/21405 Karar:2014/50 Tarih:13.01.2014

HİLE

İKRAH

TAPU İPTALİ VE TESCİL

(6098 s. Borçlar K m. 36, 37, 38)

Davacıların hile (aldatma) ve İkrah (korkutma) iddiaları bakımından hükme yeterli bir araştırma yapılmaksızın eksik inceleme ile davanın reddi yönünde hüküm kurulması doğru değildir.

Yanlar arasında görülen tapu iptal ve tescil, tazminat davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi …… raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;

Dava, tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.

Mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.

İddianın ileri sürülüş biçimi ve dosya içeriğinden davada 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 28. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 36. m.) maddesine dayalı hile (aldatma) ve BK’nun 29. (TBK’nun 37. m.) maddesine dayalı ikrah (korkutma) hukuksal nedenlerine dayanıldığı sonucuna varılmaktadır.

Bilindiği üzere; hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. BK’nun 28/1. (TBK’nun 36/1. m.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.

Öte yandan, hile her türlü delille ispat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir. Aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir. BK’nın 29. (TBK’nun 37.) maddesine göre, bir kimse, karşı tarafın veya üçüncü bir kişinin kendisi veya yakınlarının maddi veya manevi varlığına yönelik hukuka aykırı ve esaslı korkutması sonucu yaptığı sözleşme ile bağlı sayılamaz. BK’nun 30. (TBK’nun 38.) maddesinde belirtildiği üzere korkutmadan (ikrahtan) söz edilebilmesi için, tehdidin sözleşmeyi yapan kimsenin veya yakınlarının kişilik haklarına veya mal varlıklarına yönelik olması, korkutmaya maruz kalanın sübjektif durumuna göre ağır ve derhal meydana gelebilecek nitelik taşıması, haksız (hukuka aykırı) sayılması, illiyet bağının bulunması, yani sözleşmenin tehdidin yarattığı korku sonucu yapılması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde iradesi sakatlanan taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir.

Hemen belirtmek gerekir ki, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Korkunun kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşme karşı tarafa yöneltilecek tek taraflı sarih ve zımni bir irade açıklaması ile feshedilebileceği gibi def’i veya dava yoluyla da kullanılabilir. (TBK’nun 39. m.) Sözleşme iptal edilmekle yapıldığı andan itibaren ortadan kalkacağı için, yerine getirilen edim istihkak davası (tapulu taşınmazlarda iptal ve tescil davası), bunun mümkün olmadığı hallerde sebepsiz zenginleşme davası ile geri istenebilir.

Somut olaya gelince, çekişme konusu taşınmazlardan 1 nolu bağımsız bölümün davalı ….., 3 nolu bağımsız bölümün … adına kayıtlı olduğu, 1 nolu bağımsız bölümün davacı ….. tarafından 10.03.2009 tarihinde satış suretiyle davalı …..’e, 3 nolu bağımsız bölümün ise ….. tarafından 10.03.2009 tarihinde satış suretiyle …..’e, …. tarafından da 29.04.2009 tarihinde satış suretiyle …’e temlik edilmiştir. Ne var ki, davacıların hile (aldatma) ve İkrah (korkutma) iddiaları bakımından hükme yeterli bir araştırma yapıldığı söylenemez.

Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda bir inceleme yapılarak, taraf delillerinin toplanması, varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.

Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK’nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.01.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

T.C.YARGITAY ONDOKUZUNCU HUKUK DAİRESİ

 Esas:2012/6338 Karar:2012/11554 Tarih:11.07.2012

SÖZLEŞMEDE İRADE BOZUKLUĞUNUN GİDERİLMESİ

(818 s. BK m. 31) (6098 s. Borçlar K m. 39)

Somut olayda davacılar, olayın meydana geldiği 2003 yılı içerisinde zorla senet imzalatıldığı iddiası ile Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuş, ayrıca aynı yıl içerisinde aynı nedenle icra mahkemesinden şikayet yoluyla takibin iptalini talep etmişlerdir. Bu durumda davacıların BK’nun 31’nci maddesinde öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduklarını kabul etmek gerekir. Bu nedenle mahkemece menfi tespit davasının ikrahın ortadan kalkmasından itibaren bir yıllık sürede açılmadığı şeklindeki gerekçesi isabetsizdir.

Taraflar arasındaki menfi tespit davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.

– K A R A R –

Dava, icra takibine konu bonoların cebir ve şiddet uygulanarak imzalatıldığı iddiasına dayalı menfi tespit istemine ilişkindir.

Davalı …. vekili, dava açma hakkının zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde belirtilen 9 adet bonodan sadece birinde müvekkilinin yetkili hamil olması nedeniyle müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, davacılara ödeme emri ulaştıktan sonra suç duyurusunda bulunduklarını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı …. cevabında, davacıların kendisine 2001 yılından beri borçlu olduklarını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, davacıların suç duyurusu üzerine ….’ın ihkak-ı hak suçundan mahkum olduğu, davalılar hakkında zorla senet imzalamaktan dolayı ceza davası bulunmadığı, ayrıca BK’nun 31. maddesine göre bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmesinden sonra dava açıldığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili temyiz edilmiştir.

1- Borçlar Kanunu’nun 31’nci maddesine göre, “Hata veya hile ile haleldar olan yahut ikrah ile yapılan akit ile mülzem olmayan taraf bu akdi ifa etmemek hakkındaki kararını diğer tarafa beyan yahut verdiği şeyi istirdat etmeksizin bir seneyi geçirir ise, akde icazet verilmiş nazariyle bakılır. Bu mehil, hata veya hilenin anlaşıldığı veya korkunun zail olduğu tarihten itibaren cereyan eder.” Bu kanun hükmü uyarınca ikrah ile akit yapmak zorunda kalan kişi, iptal hakkını bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanmak zorunda olup, bu beyanın bir yıllık hak düşürücü süre dolmadan karşı tarafın hakimiyet alanına ulaşması gerekir. İptal beyanının bir şekle tabi olduğu konusunda kanunda açık bir hüküm bulunmadığından, hukuki niteliği itibarıyla bozucu yenilik doğuran bu hakkın kullanılmasının dava açma gibi belli bir usulde ileri sürülmesi zorunlu değildir.

Somut olayda davacılar, olayın meydana geldiği 2003 yılı içerisinde zorla senet imzalatıldığı iddiası ile Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulunmuş, ayrıca aynı yıl içerisinde aynı nedenle icra mahkemesinden şikayet yoluyla takibin iptalini talep etmişlerdir. Bu durumda davacıların BK’nun 31’nci maddesinde öngörülen bir yıllık süre içerisinde hiçbir şekle bağlı olmayan iptal beyanında bulunduklarını kabul etmek gerekir. Bu nedenle mahkemece menfi tespit davasının ikrahın ortadan kalkmasından itibaren bir yıllık sürede açılmadığı şeklindeki gerekçesi isabetsizdir.

2- Mahkemece hükme esas alınan Ankara 6.Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararında taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisi nedeniyle zorla senet imzalatma eyleminin kendiliğinden hak alma şeklinde nitelendirildiği ve bu nitelendirmeye göre mahkumiyet hükmü kurulduğu anlaşılmakta ise de söz konusu kararda taraflar arasındaki alacak-borç ilişkisinin miktarı konusunda bir saptamaya yer verilmemiştir. Bu durumda bonolarda yazılı miktarlara itibar edilip, ispat yükünün tayininde hataya düşülmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 11.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Bir Cevap Yazın