DİLEKÇELER, Genel

İNANÇLI TEMLİK – MUVAZAALI İŞLEM

Resim mohamed Hassan tarafından Pixabay‘a yüklendi

…. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

….

DOSYA NO              :…/…. E.

BEYANDA BULUNAN

DAVALI                    :…

VEKİLİ                     :Av. ….

                                    -….

KONU                      :Davanın esasına ilişkin  beyanlarımızdan ibarettir.

AÇIKLAMALAR      :

            Davacı yan, … İli … İlçesi … .. parsel, … İli … İlçesi … nolu parseldeki taşınmazların önce diğer davalı … üzerine tescil edildiğini akabinde taşınmazların inançlı temlik yoluyla müvekkiline devredileceğinin taahhüt edildiğini, Tapu sicilindeki belgelerden ilgililerin haberdar olabildiğini, Vekil eden … ‘nün … tarihinde ….parsel nolu taşınması muvazaalı satışla devraldığını, tapu sicilindeki belge ve bilgilerin aleni olduğunu, ilgili taşınmazın dosyasında … tarihinde azilname ve azilnamenin işleme konulması ve taşınmazla ilgili herhangi bir devir işlemi yapılmaması talep içerikli dilekçenin mevcut olduğunu, ancak vekil eden … nün bu belgelerin varlığına rağmen muvazaalı olarak bu taşınmazı diğer davalı …. den bilerek devraldığını beyanla huzurdaki davayı ikame etmiştir. Vekil edenin taşınmazı satın alması davacı yanın iddia ettiği gibi muvazaalı bir satış olmayıp gerçek bir satış işlemidir. Şöyle ki;

 Davacı yan, her ne kadar … tarihinde azilname ve azilnamenin işleme konulması taşınmazla ilgili herhangi bir devir işleminin yapılmaması talepli dilekçenin mevcut olduğundan ve tapu sicilinin aleni olduğundan bahisle bu belgelerden vekil edenin haberdar olmasına rağmen anılan taşınmazı devraldığını vedevir işleminin muvazaalı olduğunu beyan etmişse de Tapu sicili Tüzüğünün 7. Maddesinde belirtildiği üzere “tapu sicili, aşağıda belirtilen ana ve yardımcı sicillerden oluşur:

(2)ana siciller:

a)Tapu kütüğü

b)Kat mülkiyeti kütüğü

c)Yevmiye defteri,

ç)Resmi belgeler(resmi senet, mahkeme kararı ve diğerleri)

d)Plan

(3)Yardımcı siciller:

a)Aziller sicili,

b)Düzeltmeler sicili,

c)Kamu orta malları sicili,

ç)Tapu envanter defteri.”

Tapu sicilinin aleniliği ilkesi Tapu Sicili Tüzüğünün 7. Maddesinde sayılan ana siciller için geçerlidir. Yardımcı sicillerin alenilik fonksiyonu bulunmayıp alenilik ilkesine dayanılarak herhangi bir hak elde edilmesi söz konusu değildir. Davacı yanın beyan ettiği azilname, azilnamenin işleme konulması ve taşınmazla ilgili herhangi bir devir işleminin yapılmaması talepli dilekçenin ana sicillerde değil yardımcı sicillerde bulunduğu düşünüldüğünde vekil edenin bundan haberdar olmasının ve alenilik ilkesinden hareketle haberdar olduğunun ve iktisabın iyi niyetli olmadığının, taşınmazın muvazaalı olarak bilerek devralındığının kabulü mümkün değildir. Kaldı ki TMK m.997 “Taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek üzere tapu sicili tutulur. Tapu sicili, tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile planlardan oluşur.” Denilmektedir. İlgili maddeden de anlaşılacağı üzere tapu sicili “tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile planlar” ı tanımlamakta olup alenilik ilkesi de tapu kütüğü ve kat mülkiyeti kütüğü ile bunları tamamlayan yevmiye defteri ve belgeler ile planlar için geçerli kabul edilmektedir. Yardımcı siciller arasında yer alan bir belgenin bilindiğinden bahisle bir işlemin muvazaalı olduğunun kabul edilmesi söz konusu olamaz. Kaldı ki bahsi geçen azilname, azilnamenin işleme konulması ve taşınmazla ilgili herhangi bir devir işleminin yapılmaması talepli dilekçe vekil eden tarafından bilinmemekle birlikte bilinseydi dahi bu husus tek başına muvazaanın varlığını ispat niteliğinde değildir. Burada dikkate alınacak bilinmesi, kötüniyetli olunması değil inanç konusu hakkı ortadan kaldırmak için el ve düşünce birliği içesinde muvazaalı işlem yapılıp yapılmamasıdır. 

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2014/3490 E., 2014/7336 K. Ve 03.06.2014 tarihli kararında

“İnananın inanç sözleşmesinden doğan hakkı şahsi hak niteliğinde olduğundan inanç konusunun üçüncü kişilere devredilmesi halinde inananın üçüncü kişilerden isteyebileceği bir hakkının varlığından söz edilemez. Ancak, inanılan ile üçüncü şahıs, inananın inanılana müracaat edip inanç konusunu alma hakkını ortadan kaldırmak amacıyla, el ve düşünce birliği içerisinde muvazaalı işlem yapmışlarsa, inanan muvazaa nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğundan bahisle üçüncü kişiye karşı dava açabilir. Bunun dışında, üçüncü kişinin kötü niyetinden, yani inançlı işlemi bildiğinden söz etmek suretiyle üçüncü kişiye karşı dava açıp son temlikin iptalini isteyemez. Zira inanılan o mal veya hakkın gerçek sahibidir.

Hemen belirtilmelidir ki, davalı ….. ilk el konumunda olup, yukarıda açıklanan nedenle TMK’nun 1023. maddesinin koruyuculuğundan yararlanamayacağı tartışmasız ise de, Bilal’in çekişmeli taşınmazı temlik ettiği davalılar ….. ve …. ikinci el konumunda olup, tapu sicilin tutulması prensiplerinden olan sicilin aleniliği (güvenirliği) ilkesine dayanarak iyiniyetle iktisap etmeleri halinde aynı hükmün koruyuculuğundan istifade etmeleri olanaklıdır. Başka bir anlatımla; tapu sicillerinin tutulması kamu düzeni ile ilgili olup bazı prensiplere bağlıdır. Bunlardan ilki tescil, diğeri sicilin aleniliği (güvenirliliği), bir diğeri Hazinenin kusursuz sorumluluğu ve sonuncusu ise sicilin geçerli bir hukuki nedene dayanması başka bir ifade ile illetten mücerret olmamasıdır. Gerçekten de, sicilin dayanağının geçerli bir hukuki sebebinin bulunmaması onu TMK nun 1025. maddesinde belirtilen yolsuz tescil durumuna düşürür. Birinci el konumundaki edinenin iyiniyetli olması neticeyi değiştirmez. Ne varki; sicil kaydından sicillerin aleniliği ve güvenirliliği prensiplerine dayanarak iyiniyetli iktisap eden yani ikinci el konumunda bulunan kişinin iktisabının korunacağı TMK nun 1023. maddesi gereğidir.”

Denilmekte olup yukarıda beyanlarımızı desteklemektedir.

 Öte yandan Mahkemeniz dosyasında sunduğumuz dekontlardan da görüleceği üzere, vekil eden tarafından taşınmaza ilişkin … Hesabına … TL,  ödenmiştir.

Taşınmaza ilişkin …TL bedel ödenmiş ve bedelin tamamı banka vasıtası ile ödenmiştir. Taşınmaza ilişkin ödenen bedellerde satışın muvazaalı işlem olmadığını kanıtlar niteliktedir.

Diğer yandan Sayın Mahkemenizce …/…/… tarihli celse …nolu ara kararı gereğince “taraf vekillerine dava konusu taşınmazın bulunduğu yerdeki emsal satış sözleşmelerinden örnek sunmaları için bir ay süre verilmesine” karar verilmiş olup bu ara karara istinaden talebimiz üzere …. Kaymakamlığı Tapu Sicili Müdürlüğüne müzekkere yazılmıştır. … Kaymakamlığı Tapu Müdürlüğü tarafından …/…/… tarihli …. sayılı müzekkere cevabı gönderilmiş ve …. nolu parsele komşu …nolu taşınmazların emsal olabilecek satış sözleşmeleri ile ….nolu parsele komşu ….nolu parselin akit sözleşmesi ve …. nolu parseller mahkeme kararı ile tescil gördüğünden mahkeme kararı müzekkere ekinde gönderilmiştir. … Kaymakamlığı Tapu Sicili Müdürlüğü tarafından gönderilen …nolu parsele komşu …. nolu taşınmazların emsal olabilecek satış sözleşmelerinde de görüleceği üzere vekil eden tarafından … parselde kayıtlı …. m2 yüz ölçümlü alan rayicin çok üzerinde bir meblağ ödenmiştir. …/…/… tarihli keşfe istinaden tanzim edilmiş … tarihli bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere vekil edene ait “taşınmaz tarla vasfında olup etrafında gecekondu vasıflı evler bulunmaktadır. Üzerinde kendiliğinden yetişen ve bakımsız olan ağaç ve yeşillikler bulunmaktadır. Her türlü alt yapı ve toplu ulaşım imkanı yoktur. Ulaşımı kolay değildir.” denilmektedir. 

Son olarak davacı yanın “taşınmazın anahtarları satış tarihinden önce müvekkilimizdeydi. Nitekim hayatın olağan akışına göre normal ortalama zekalı bir insan lüks ve pahalı bir taşınmazı almadan önce incelemesi gerekirken davalı yan taşınmazı incelemeden ve görmeden satın alıyor. Davalı …. nün bu eylemi muvazaalı bir ilişkinin alenen belirtisidir.” Beyanı ise iddiadan öte gitmeyen sırf soyut beyandan ibarettir.

Toparlamak gerekir ise, vekil edenin sicilde kayıtlı kişiden taşınmazı satın alması, satın aldığı bedellerin banka vasıtası ile ödenmesi ve taşınmazın rayiç bedelinin üzerinde bir bedelle satın alması gözönüne alındığında ortada bir muvazaalı işlemin bulunmadığının, taşınmazın vekil eden tarafından iyiniyetli olarak iktisap edildiğinin kabulü gerekir. Hal böyle iken Yargıtay yerleşik içtihatları gereğince de kabul gördüğü üzere sicil kaydından sicillerin aleniliği ve güvenirliliği prensiplerine dayanarak iyiniyetli iktisap eden yani ikinci el konumunda bulunan kişinin iktisabının korunacağı TMK nun 1023. maddesi gereğidir.

Davanın sözde inançlı işleme dayanılarak ikame edilmesine ilişkin beyanlarımız ise şu şekildedir;

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/3040 E. 2015/2660 K. Ve 11.03.2015 tarihli kararı;

“…İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/12229 E. 2016/3107 K. VE 10.03.2016 tairhli kararı;

“İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.”

  Yukarıda Yargıtay kararlarında belirtilen nitelikte tarafların karşılıklı imzalarını taşıyan bir inanç sözleşmesi dosya içerisinde mevcut değildir.

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2014/19158 K – 2017/2018 K. Ve 18/04/2017 tarihli kararında da inanç sözleşmesi hususuna değinilmiş “(5.2.1947 tarihli, 20/6 sayılı İnançları Birleştirme Kararı)İçtihadı Bileştirme kararında da değinildiği gibi; inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmelerdir. Bu durumda, koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin, sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme Kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından, kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.” Denilmiştir. “

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/12229 E. 2016/3107 K. VE 10.03.2016 tarihli kararı;

“…İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır.”

Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılan parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.

 

Somut olayda ise davacı, her ne kadar taşınmaza murisi annesinin sağlığında, ortaklığın giderilmesi davası sonucunda yapılan ihalede, taşınmazın yarı bedelini ödeyerek annesi adına tescil ettirdiğini ileri sürmüş ise de bu hususu yazılı delille kanıtlayamamıştır.

 

Bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken mahkemece davacının bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş…”

Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2015/3040 E. 2015/2660 K. Ve 11.03.2015 tarihli kararı;

“…İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir.”

Tarafların karşılıklı olarak imzaladıkları bir yazılı inanç sözleşmesi olmamakla birlikte delil başlangıcı niteliğinde sayılabilecek bir belge de söz konusu değildir. Kaldı ki delil başlangıcı halinde de iddia tanık dahil her türlü delil ile ispat edilebilir denilmekteyse de davacı yan tanık deliline dayanmamıştır. Delil dilekçesinde ileri sürdüğü deliller de davayı ispatlar nitelikte değildir.

ÖZETLE; davacı yan ne diğer davalı ile aralarında bir inanç sözleşmesinin varlığını ne de vekil edenin taşınmazı muvazaa yolu ile temin ettiğini kanıtlayabilmiştir. Dava hukuki mesnetten yoksun olup REDDE mahkumdur.

SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle davanın tüm davalılar lehine esastan REDDİNE,  Sayın Mahkemeniz aksi görüşte ise yukarıdaki açıklamalarımız nazara alınarak TMK nun 1023. maddesi gereğince müvekkil yönünden davanın REDDİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. …/…/…

                                                                                   Davalı Vekili

                                                                                   Av. …

Bir Cevap Yazın