DİLEKÇELER, Genel

Marka Hükümsüzlük Temyiz Dilekçesi Örneği

Marka Hükümsüzlük halleri 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanununun yer almaktadır. İlgili Kanunda yer alan hallerde Mahkeme yolu ile markanın hükümsüz kılınması için dava açılabilir. Markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesi, marka hakkını ortadan kaldıran bir haldir.  Aşağıda marka hükümsüzlük davasında sunulmuş bir temyiz dilekçesi örneği vardır. Dilekçe içerisinde yer alan açıklamaların, savunmaların ve Yüksek Mahkeme Kararlarından yer alan kesitlerin faydalı olabileceğini düşünüyorum. Diğer dilekçe örneklerine ise buradan erişebilirsiniz. 

Resim Clker-Free-Vector-Images tarafından Pixabay‘a yüklendi

YARGITAY İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE 

Gönderilmek Üzere

… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ …. HUKUK DAİRESİNE 

DOSYA NO :… E. …. K. 

DAVALI         :

VEKİLİ         :Av….

DAVACI         :

VEKİLİ         :Av. …

KONU    :Davacı yanın temyiz başvuru dilekçesine cevaplarımızı ve  davacı yanın başvurusu üzerine Yüksek Mahkemenizce gerçekleştirilecek temyiz incelemesi neticesinde …. Bölge Adliye Mahkemesi ….Hukuk Dairesi 20…/…. E. 20…/…. K. Sayılı ve …/…/… tarihli kararının ONANMASINA karar verilmesi taleplerimizi içerir dilekçemizdir. 

AÇIKLAMALAR :

I.USULE İLİŞKİN İTİRAZLARA KARŞI BEYANLARIMIZ :

Davacı yan, Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında hükme dayanak alınamayacak bilirkişi raporuna göre başka bir gerekçe kurmaksızın karar verildiğinden bahisle yukarıda dosya numarasını belirttiğimiz kararın, istinaf incelemesi sonucu kararın kaldırılarak davanın kabulü yönünde karar verilmesini talep etmiştir. Davacı yanın istinaf talepleri …. Bölge Adliye Mahkemesi … Hukuk Dairesince incelenmiş ve temyiz başvurusuna konu 20…/…. E. 20…/…. K. Sayılı ve …/…/… tarihli kararında “…..açılanan nedenlerle istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE” karar verilmiştir. Kanaatimiz ve aşağıda açıkladığımız gerekçelerle …. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20…/…. E. – 20…/… K. Sayılı ve …./…/… tarihli davanın REDDİNE ve …. Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi 20…/… E. 20…/…. K. Sayılı ve …/…/… tarihli istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE  ilişkin verilen kararlar usul ve yasaya uygun olup Yüksek Mahkemenizce, davacı yanın temyiz başvurusunun reddi ile …. Bölge Adliye Mahkemesi …. Hukuk Dairesi 20../… E. 20…/…. K. Sayılı ve …/…/… tarihli kararının ONANMASINA karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. 

Davacı yan, hükme dayanak bilirkişi raporunun teknik bilgiyi aşacak şekilde sadece hukuki değerlendirmeler barındırdığı, HMK md. 279/4 uyarınca bu hususun yasaklandığı bu kapsamda ibraz edilen bilirkişi raporunun karara esas alınamayacağı, hukuk öğrenimi görmüş kişilerin hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemeyeceğini, esasen bu davada bilirkişi incelemesine de gerek duyulmadığını beyan etmiş ancak sektörel bazda bir bilirkişi raporu alınarak dosyanın yeniden değerlendirilmesini talep etmiştir. 

Öncelikle bilirkişinin ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe bilirkişi olarak görevlendirilemeyeceği yönünde davacı beyanına karşı beyanımızı sunuyoruz. 6754 Sayılı Bilirkişilik Kanunu bilirkişiliğe kabul şartları başlıklı 10/1 maddesinde 

“…d) Bilirkişilik temel eğitimini tamamlamak.

e) Bilirkişilik yapacağı uzmanlık alanında en az beş yıl fiilen çalışmış olmak ya da daha fazla çalışma süresi belirlenmiş ise bu süre kadar fiilen çalışmış olmak.

f) Meslek mensubu olarak görev yapabilmek için mevzuat tarafından aranan şartları haiz olmak ve mesleğini yapabilmek için gerekli olan uzmanlık alanını gösteren diploma, mesleki yeterlilik belgesi, uzmanlık belgesi veya benzeri belgeye sahip olmak.

g) Bilirkişilik temel ve alt uzmanlık alanlarına göre belirlenen yeterlilik koşullarını taşımak.”

 6754 Sayılı Bilirkişilik Kanunu 10/4 maddesinde ise “Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu ve birinci fıkradaki şartları taşıdığını belgelendirmediği takdirde, bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilemez.” 

denilmektedir. 

Dosya bilirkişisi avukat olmakla birlikte ….Bilirkişilik Bölge Kurulundan yaptığımız araştırmaya göre bölge bilirkişi listesinde olup Fikri ve Sınai Haklar temel uzmanlık, patent ve faydalı modeller, tasarımlar, markalar alt uzmanlık alanlarında bilirkişilik görevi ifa etmektedir.  6754 Sayılı Bilirkişilik Kanununun bilirkişiliğe kabul şartları başlıklı 10 maddesinden de anlaşılacağı üzere avukat bilirkişinin bir uzmanlığa sahip olup olmadığını belgelendirmedikçe bilirkişilik siciline ve listesine kaydedilmesi mümkün değildir. Hal böyle iken avukat bilirkişinin uzmanlık alanını bilirkişi listesine dahil olurken belgelendirdiği ortada olup ayrıca bir belgelendirme yapmasının beklenmesi hukuki mesnetten yoksundur.

Öte yandan, davacı yan esasen bu davada bilirkişi incelemesine gerek bulunmadığını beyan etmiştir. Ancak Fikri mülkiyet davaları, ihtisaslaşma gerektiren özel bir alandır. 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu uyarınca sınai mülkiyet hakları olarak adlandırılan marka, patent ve tasarımdan kaynaklanan uyuşmazlıklarında bilirkişi incelemesine uygulamada sıklıkla başvurulmaktadır Yargıtay kararları da marka uyuşmazlıklarında bilirkişi görüşünün alınması gerektiği yönündedir. 

Yargıtay HGK, 06.04.2011 tarih, 2010/11-744 E, 2011/57 K sayılı kararında markaya tecavüz davasında markaların karşılaştırılmasının bilirkişi incelemesi ile yapılması gerektiği gerekçesi ile bozma kararı vermiştir. Bu karar göre,

“..dava marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin tespit ve men’i istemine ilişkindir….Bu durum karşısında mahkemece, HUMK’nun 275 ve devamı maddeleri uyarınca, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren somut uyuşmazlıkta, ambalaj yoluyla haksız rekabet iddiası konusunda uzman bir bilirkişinin görüşünün alınmasına karar verilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir”

 Yargıtay 11.HD, 14.06.2005 tarih, 2004/9547 E, 2005/6156 K sayılı karar sayılı kararında bilirkişi incelemesinin gerekli olduğuna karar verilmiştir. Bu karara göre “..Mahkemece, herhangi bir şekilde ve herhangi bir nedenle iki marka arasında bağlantı kurulması ve alıcısı tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunması, davalı markanın tescilinin hükümsüzlüğüne yeterli görülmüştür. Ancak mahkeme bu sonuca varırken, davacı ve davalı markalarını oluşturan İÇİM ve ÇİMİ kelimelerinin, görünüş ve okunuş biçimlerinin hangi gerekçe ve kabule göre benzerlik taşıdıklarını yeterince tartışıp değerlendirmediği gibi, bu hususta uzman bilirkişi incelemesi de yaptırmamıştır. HUMK’ un 275. maddesinde, mahkemenin çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceğini hükme bağlamıştır. Dava konusu olayda, iki ayrı markayı oluşturan iki kelimenin okunuş ve görünüş itibarıyla benzerlik taşıyıp taşımadıkları uyuşmazlık konusudur. Ayrıca bu hususta, dava vekilince gerekmediği belirtilmekle birlikte, bilirkişi deliline de dayanılmıştır. Bu durumda mahkemenin gerekçeleri, yazılı şekilde hüküm kurmaya yeterli görülmediğinden, eğer varsa, davalıya ait ürün örnekleri de getirtilerek, sahasında uzman bilirkişiden ya da bilirkişi kurulundan, markaları oluşturan kelimelerin yazılış, okunuş ve görünüş olarak, ne şekilde benzerlikler taşıdıkları, hangi nedenlerle insanlarda benzerlik ve bağlantı duygusuna neden olabileceği ve karıştırılacağı hususlarında rapor alınarak, buna göre hüküm kurulması gerekirken; eksik inceleme ve yetersiz gerekçeye dayalı olarak, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” 

denilmektedir. 

Görüleceği üzere sınai mülkiyet hukukundan kaynaklanan davalar ihtisaslaşma gerektiren özel bir alan olup uyuşmazlıkların çözümünde teknik bilgi ve donanıma sahip bir bilirkişiden görüş alınması davanın aydınlatılması için gerekli olup aksi Yargıtay içtihatlarınca bozma nedeni kabul edilmiştir.

Davanın esasının aydınlatılması mahiyeti ile bilirkişi raporunda hangi nedenlerle insanlarda benzerlik ve bağlantı duygusuna neden olabileceği ve karıştırılacağı hususlarının irdelenmesi gerekir ki bilirkişi raporunda buna ilişkin açıklamalar yer almakta olup Yerel Mahkemece dosya içeriğine uygun olan bilirkişi raporu baz alınarak usule ve yasaya uygun olarak davanın reddine karar verilmiştir. 

Davacının bilirkişi raporunun teknik bilgiyi aşacak şekilde sadece hukuki değerlendirmeler barındırdığı yönündeki beyanı da yanıltıcıdır. Hükümsüzlük davalarında markalar arasındaki benzerlik ve karıştırılma ihtimali ancak ve ancak Sınai Mülkiyet hukuku, ilgili mevzuatlar ve içtihatlar çerçevesinde değerlendirilebilir, mevzuat ve ilgili içtihatlar baz alınmaksızın bilirkişi tarafından bir değerlendirme elbette ki mümkün değildir. Kaldı ki Mahkemelerce başvurulan bilirkişi incelemelerinde bilirkişilerce teknik bilgi hukuki dayanaklarla desteklenerek ve bu çerçevede bir kanaate varılarak sunulur. Huzurdaki davada da yapılan bundan ibarettir. 

II.ESASA İLİŞKİN İTİRAZLARA KARŞI BEYANLARIMIZ :

Davacı yan markaların asli unsurlarının yazılı ifadeler olduğu tespitinin hatalı olduğu beyanında bulunarak Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın ACEITES v. KOIPE kararlarını beyanlarını destekleyici karar olarak sunmuştur. Ancak belirtmek gerekir ki davacı yanın somut uyuşmazlığa konu markalar arasında karıştırılma ihtimali olduğunu bu sebeple Yerel Mahkeme kararının kaldırılması talebini desteklemek üzere örnek gösterdiği kararlar dava konusu ile doğrudan ilgili olmayıp, her uyuşmazlığın kendi şartları içinde değerlendirileceği açıktır. Bu nedenle, her biri farklı markaları konu olan kararların bu dava açısından belirleyici etkiye sahip olması düşünülemez.  Yerel Mahkemece de bu doğrultuda inceleme yapılmıştır.

Vekil edene ait birden çok marka bulunmaktadır. Her birinde “….” ibaresi ortak olup şekil unsuru değişkendir. Değişken bir unsurun asli unsur olarak kabul edilmesi, dolayısıyla markayı tanıtıcı unsur olarak kullanıldığının kabul edilmesi mantık kuralları ile bağdaşmamaktadır. Bu halde markanın görsel işaretinin değil isim ibaresinin tanıtıcı/asli unsur olarak kabul edilmesi ve asli unsurlar arasında benzerlik olmadığından ve tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali bulunmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesinin ve istinaf incelemesi neticesinde davacı yanın istinaf başvurusunun reddedilmesinin hukuka uygun olmayan bir yönü bulunmamaktadır. Kaldı ki şekil unsurlarının birebir aynı olduğu beyanı da yanıltıcı olup Yüksek Mahkemenizce de dosya içeriği incelendiğinde bu yöndeki beyanımızın, Yerel Mahkeme kararının ve istinaf kararının doğruluğunun anlaşılacağı inancındayız. 

Davacı yan, Yargıtay’ın aynı mal ve hizmet sınıfında tescillli markaların aynı şekilli olması durumunda tüketicilerin karıştırma ihtimali olduğuna kanaat getirdiğini beyan etmiştir. Öncelikle dava konusu markaların şekilleri aynı ya da benzer olarak nitelendirilemez. Öte yandan karıştırılma ihtimalinde markaların aynı yahut benzer olmaları karıştırılma ihtimalinin kabulü için yeterli olmayıp aşağıda açıklayacağımız şartlar ve koşulları çerçevesinde bir bütün olarak değerlendirilmelidir ki Yerel Mahkemece de bu yönde bir değerlendirme yapılmış “Mahkememizce alınan ve düzenleniş ve içerik itibarıyla hükme esas kabul edilen bilirkişi raporunda açıklandığı üzere, her iki markanın isim itibarıyla telaffuz şekli ve şekil bölümlerinin ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı, ayrıca davalı markasının davacı markasının seri markası olduğu izlenimi de yaratmadığı hususları değerlendirilerek, davanın reddine karar vermek gerekmiştir.” denilerek hukuka ve yasaya uygun olarak davanın reddine karar verilmiştir. Şöyle ki;   Öğretide karıştırılma ihtimali, “bir tescilsiz işaretin veya tescil edilmiş bir markanın, daha önceden tescil edilmiş bir marka ile şekil, görünüş, ses, genel izlenim vs. sebeple aynı ya da benzer olduğu için, önce tescil edilmiş marka olduğu zannını uyandırması tehlikesi” ya da “bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi)” biçiminde tanımlanmaktadır. 

1.Karıştırılma İhtimalinin Tespitinde Genel İlkeler

Davacı markaları ile davalı markası arasında karıştırılma ihtimalin belirlenmesinde, konuya ilişkin 556 sayılı KHK m. 8/1-b (SMK m. 6/1) hükmü esas alınmak durumundadır. Maddeye göre “Tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa” 

itiraz üzerine marka tescil edilmeyecektir. Bu madde kapsamında karıştırılma ihtimalinin söz konusu olabilmesi için temel şartlar şunlar olup şartların somut olayda birlikte mevcut olması gerekmektedir. 

Markaların birbiriyle aynı veya benzer olması, 

•Tescile konu mal veya hizmetlerin aynı veya benzer olması ve

•Markalar ve mal ve hizmetler arasındaki benzerlik nedeniyle halk tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunmasıdır. 

Markalar arasında karıştırılma ihtimalinin varlığının tespitinde çeşitli kriterlerden hareket edilmektedir. Yerleşik yargı kararlarında da vurgulandığı üzere, karıştırılma ihtimalinin somut olayın şartları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Karıştırma ihtimalinin değerlendirilmesinde; “Markalar arasındaki görsel, işitsel veya kavramsal benzerlikler bütün olarak karşılaştırılmalıdır. Karşılaştırma, genel izlenim esas alınarak, özellikle markaların ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak yapılmalıdır.” (ATAD C-251/95, Sabèl BV v Puma AG, Rudolf Dassler Sport (‘Sabèl’) [1997] OJ OHIM 1/98). Bu değerlendirme yapılırken, önceki tarihli markanın tanınmışlığı, markalar arasındaki benzerliğin derecesi, mal ve hizmetler arasındaki benzerliğin derecesi karşılıklı etkileşim içinde olup değerlendirme ortalama tüketici algısı dikkate alınarak yapılmak zorundadır. Karıştırılma ihtimali, davanın tüm koşulları dikkate alınarak geniş çaplı olarak değerlendirilmelidir. Karıştırılma olasılığının değerlendirmesi; ilişkili faktörler arasında bazı karşılıklı bağlılıkların olma durumu, özellikle markalar arasındaki ve mal veya hizmetler arasındaki benzerliklerin birlikte değerlendirilmesini kapsar. Buna bağlı olarak, mal ve hizmetlerin düşük dereceli benzerlik, markaların yüksek benzerliği ile karşılanabilir; ve aksi anlatım da doğrudur. (Case C-39/97 Canon [1998] ECR I-5507, paragraph 17, and Joined Cases T-81/03, T-82/03 and T-103/03 Mast-Jägermeister v OHIM – Licorera Zacapaneca (VENADO with frame and Others) [2006] ECR II-5409, paragraph 74).

Bu ilkeler Türk yargı kararlarında da uygulanmakta, karıştırılma ihtimalinin tespitinde mal ve hizmetler ile markalar arasındaki benzerliğin yanı sıra bu benzerliğin somut olayın şartları çerçevesinde karıştırılma ihtimaline neden olup olmayacağı değerlendirilmektedir. Örneğin Yargıtay 11. HD’nin 18.10.2017 T. ve 2016/3063 E., 2017/5453 K. sayılı Kararında şu tespitlerde bulunulmuştur: “Mahkemece, her ne kadar davacı adına önceden tescilli çok sayıda ”BİM” ibareli markaları ile davalı adına tesciline karar verilen ”MİM MÜŞTERİ İŞLEM MERKEZİ + şekil” unsurlu markalar arasında 556 Sayılı KHK 8/1-b maddesi yönünden karıştırılma ihtimali bulunacak şekilde benzerlik olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, markasının ortalama tüketici kitlesinin umumi bakış açısı ve bütüncül intibası uyarınca markalar arasında karıştırılma ihtimaline yol açacak ölçüde bir benzerlik bulunmamaktadır. Öte yandan her ne kadar davacı taraf adına tescilli 191131 tescil numaralı ”MİM” ibareli marka ile davalının başvuru markası arasında görsel ve işitsel benzerlik bulunmakta ise de markaların tescil kapsamında kalan hizmetler itibariyle, ortalama tüketici kitlesinin umumi bakış açısı ve bütüncül intibası itibariyle markalar arasında karıştırılma ihtimalinin bulunmaması sebebiyle davanın reddi gerekirken, kısmen kabulüne karar verilmesi yerinde görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir”.

     Yargıtay’ın yeni tarihli bir kararında (11.HD’nin 4.4.2018 T. ve 2016/8534 E., 2018/2402 K. sayılı Kararı) da bu ilkeler vurgulanmış ve karıştırılma ihtimalinin tespitinde farklı kriterler çerçevesinde değerlendirme yapılmıştır. Kararda şu ifadeler yer almaktadır: “…Somut olayda taraf markaları dikkate alındığında davacı markalarının esas unsuru “…” ibaresinden oluşmaktadır. Davalı markası ise “…” ibaresini içermektedir. Mahkemece, markalar arasında benzerlik bulunduğundan bahisle davalı markasının hükümsüzlüğüne karar verilmiş ise de, markaların asli unsurları, yazı karakterleri, kullanılan renkler bir bütün olarak incelendiğinde, tüketici kitlesinde firmalar arasında bir irtibat olduğu zannı doğurmayacak kadar markaların birbirinden farklılaştığı anlaşılmaktadır. “

Mal ve Hizmetler Arasında Ayniyet/Benzerlik

Tescile konu ürünler arasında birebir ayniyet olmayan hallerde sırf aynı sınıfta yer almaları nedeniyle mal ve hizmetlerin benzer olduğunu söylemek mümkün değildir. Aynı şekilde, farklı sınıflarda yer alan mal ve hizmetler arasında benzerlik olmayacağı da mutlak olarak söylenemez. 556 sayılı KHK döneminde de kabul edilen [“… Birden ziyade kişiler adına tescilli yada tescil başvurusu yapılan markaların kullanılacağı mal veya hizmetlerin benzer olup olmadıklarının tespitinde öncelikle TPE Başkanlığınca yayınlanan sınıflandırmaya ilişkin tebliğler uygulanacaktır. Sınıflandırmanın esas sistem olarak kabulü halinde dahi tescilli markanın koruma sınırı somut uyuşmazlığın özelliğine göre belirlenecektir. Burada dikkate alınması gereken kriter halkın karıştırma ihtimali bulunup bulunmadığıdır.” (11. HD, 05.02.2007 tarih 2005/13645 E. 2007/1319 K.; “TPE’nin yönetmelik ile sınıflandırmayı esas sistem olarak kabul etmesi bağlayıcı değil ancak yardım fonksiyonlu olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir…. Mal ve hizmet sınıf ve alt gruplarında benzerlik araştırmasında göz önüne alınması gereken kriterler ise; piyasanın anlayışı, benzer alıcı çevresine hitap edip etmediği, benzer ihtiyaçları giderip gidermediği, mal veya hizmetlerin birbiri yerine ikame edilebilme ve rekabet etme olanaklarının olup olmadığı, birinin diğerini tamamlama imkanı olup olmadığı, mal ve hizmetlerin dağıtım kanallarının ortak olması, kullanım yöntemleri-amaçları-hedeflenen halk kesiminin aynı olup olmadığı hususları olup, her somut olay için bu hususların araştırılması gerekmektedir.” (11. HD, 02.10.2007 gün ve 2006/4087E, 2007/12269K ile 06.07.2009 gün ve 2008/4386E ve 2009/8278K sayılı kararları)] 

SMK m. 11/4’teki açık düzenlemeye göre mal veya hizmetlerin aynı sınıflarda yer almaları benzer olduklarına, farklı sınıflarda yer almaları da benzer olmadıklarına karine teşkil etmez. Mal ve hizmetler arasındaki benzerliğin tespitinde farklı kriterler dikkate alınarak değerlendirme yapılır. Bu değerlendirmede mal ve hizmetlerin birbirleri yerine ikame edilebilirliği, benzer kanallarla satışa sunulmaları, benzer ihtiyaçları gidermeleri vb. unsurlar dikkate alınarak sonuca varılır ki davacı ve müvekkil markası arasında karşılaştırma yapıldığında bu koşulların hiçbiri bulunamamaktadır. Yerel Mahkeme kararında ve dayanak raporda da bu koşullar değerlendirmeye alınmış ve “davalı markasını gören tüketicilerin davacı markaları ile arasında bağlantı kurma, davalı markasını davacının seri markalarından biri gibi algılama veya bu markayı taşıyan ürünlerle ilgili olarak iki işletme arasında bir ilişki olduğu sanısına ulaşmalarının mümkün olmadığı düşünülmektedir.” şeklinde kanaat getirilmiş, Yerel Mahkemece de “her iki markanın telaffuz şekli ve şekil bölümlerinin ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimalinin mevcut olmadığı, ayrıca davalı markasının davacı markasının seri markası olduğu izlenimi de yaratmadığı” denilerek davanın  reddine karar verilmiştir.

Markalar Arasında Ayniyet/Benzerlik

Karıştırma ihtimalinin tespitinde markalar arasındaki benzerlik değerlendirilirken markaların esaslı olan ve olmayan unsurları ile markaların genel izlenimleri dikkate alınarak değerlendirme yapılır. Markayı oluşturan unsurların genel izlenim üzerindeki etkileri, bu unsurların ayırt edici güçleri de dikkate alınarak değerlendirilir. Yerleşik yargı kararlarında markalar arasında karıştırılma ihtimaline neden olabilecek benzerliğin üç farklı şekilde ortaya çıkabileceği kabul edilmektedir. Bunlar, görsel, işitsel (fonetik) ve anlamsal benzerliktir.

….

Müvekkile ait marka başvurusunun görsel unsurlarına bakıldığında ….şekli ve ….ibaresi bulunmaktadır. Her ne kadar davacı yan görsel unsurların aynı olduğunu beyan etmiş ve Yerel Mahkeme kararına anlam veremediğini beyan etmişse de tek tek unsurlarına ayırmaksızın BÜTÜNSELLİK İLKESİ ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE vekil eden markasında kullanılan sözcük ve şekil unsurlarının farklılığı, markanın bıraktığı genel izlenimin tamamen farklılaşmasına neden olmaktadır. Yüksek Mahkemenizce de incelendiğinde vekil eden marka ile davacı marka arasında benzerliğin bulunmadığı, tüketici nezdinde markaların birbirlerinden tamamen farklılaştığı ve karıştırılması ihtimalinin bulunmadığı bu nedenle Yerel Mahkeme ve Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararların somut olaya ve hukuka uygun olduğunun anlaşılacağı inancındayız.

Markalar Arasında Karıştırılma İhtimali Olup Olmadığı

Son yıllarda, ülkemizde kahvecilik, yiyecek içecek sağlanması vb. hizmetlerin önemli bir gelişme göstererek mal ve hizmetlerde önemli ölçüde çeşitlenme ve farklılaşmanın ortaya çıkmış olmasıdır. Her geçen gün sayıları artan bu tür hizmetlerden yararlanan ortalama tüketicinin, aynı sektörde hizmet veren farklı işletmelerin ve farklı markaların varlığından haberdar olduğu, mal ve hizmet satın almadaki tercihlerini bilinçli şekilde yaptığı bir gerçektir. Öte yandan, tarafımızca kabul edilmemiş olmakla birlikte bir an için tüketicinin davacı markalarını hatırlaması kabul edilecek olsa da yargı kararlarında da vurgulandığı üzere, bu, tek başına karıştırılma ihtimali olduğu sonucuna varmak için yeterli değildir.  Karıştırılma ihtimali olabilmesi için tüketicinin almak istediği mal ve hizmet yerine başka bir işletmenin mal ve hizmetini alma riskiyle karşılaşması ya da benzerlik nedeniyle mal ve hizmetleri piyasaya sunan işletmeler arasında idari ekonomik bir birliğin bulunduğu kanaatini taşıması gerekir. Davada bu yönde gerekli incelemeler yapılmış ve işletmeler arasında bağlantı kurulamayacağı, karıştırma ihtimalinin de bulunmadığı tespit edilmiştir.  Sayın Mahkemenizce de iki marka değerlendirildiğinde karıştırma ihtimaline neden olabilecek bir benzerlik bulunmadığının, birbirleri yerine ikame edilebilmesinin söz konusu olmayacağının bu sebeple hükümsüzlük koşullarının oluşmadığının anlaşılacağı inancındayız. 

Vekil eden marka ve davacı marka arasında benzerlik/ayniyet bulunmayıp hitap ettiği tüketici nezdinde de karıştırılma ihtimali de bulunmamaktadır. Yukarıda açıklanan gerekçelerle Yüksek Mahkemenizce davacının yersiz ve hukuki mesnetten yoksun temyiz başvurusunun REDDİNE ve … Bölge Adliye Mahkemesi …Hukuk Dairesi 20…/… E. 20…/…. K. Sayılı ve …/…./….tarihli kararının usul ve yasaya uygun olması gerekçesi ile ONANMASINA karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. 

SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

Yüksek Mahkemenizce gerçekleştirilecek temyiz incelemesi neticesinde, davacının haksız ve hukuk mesnetten yoksun temyiz başvurusunun REDDİNE, …. Bölge Adliye Mahkemesi ….. Hukuk Dairesi 20…./…. E. 20…/… K. Sayılı ve …/…./…. tarihli kararının ONANMASINA, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. …/…/…

Temyize Cevap Veren

          Davalı Vekili

Av. ….

Bir Cevap Yazın