DİLEKÇELER

YOKSULLUK NAFASININ KALDIRILMASI

 

Yoksulluk nafakasının kaldırılması ve iştirak nafakasının düşürülmesi istemli bir davada, Yerel Mahkemece yoksulluk nafakasının kaldırılması talebinin kabulüne, iştirak nafakasının düşürülmesi isteminin reddine karar verilmiştir. Hukuk davaları ile ilgilenen bir avukatın karşılaşma ihtimali oldukça yüksek olan bir dava türü olmasından dolayı, yararlı olacağını düşündüğüm bir istinaf dilekçesi örneğidir.

👉Bu tarz davalarda karara ilişkin kapsamlı olarak istinaf gerekçelerinin açıklanması gerekir. Ancak dava Yerel Mahkemede görülmekte iken harç tamamlattırılmamış ise, istinaf mahkemesi esas incelemesine girmeyecek harcın tamamlattırılması için kararın kaldırılmasına hükmederek dosyayı ilgili yerel Mahkemeye gönderecektir. Bu nedenle sürecin uzamaması adına soya yerel mahkemede iken harcın tamamlattırılması önem arz etmektedir. Diğer dilekçe örneklerine buradan erişebilirsiniz. 

Resim Steve Buissinne tarafından Pixabay‘a yüklendi

 … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE

Gönderilmek Üzere;

(  ) AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO               :

İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN

DAVALI                    :

VEKİLİ                     :Av.

                                  -Adres

DAVACI                    :

VEKİLİ                     :Av.

KONU                  :…(  )Aile Mahkemesi’nin 20../… E. – 20../… K. Nolu ve …/…/20.. tarihli kararının öncelikle KALDIRILARAK eksik hususların tamamlatılması için Mahkemesine gönderilmesine, işbu talebimiz yerinde görülmez ise Sayın Yüksek Mahkemenizce istinaf talebimize konu kararın İSTİNAFEN İNCELENMESİ neticesinde davanın KISMEN KABULÜ ile yoksulluk nafakasının dava tarihinden itibaren kaldırılması yönündeki kararın, KALDIRILARAK, davanın tamamen REDDİNE dair yeniden Hüküm kurulmasına karar verilmesi talebimizden ibarettir.

AÇIKLAMALAR     :

Yerel Mahkemece “davacının davasının KISMEN KABULÜ, KISMEN REDDİ ile, yoksulluk nafakasının dava tarihinden itibaren kaldırılmasına, çocuklar için takdir edilen nafakanın kaldırılmasına ve azaltılmasına ilişkin talebin REDDİNE” karar verilmiş olup işbu kararının usule, yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğu kanaatinde olduğumuzu bildirir, Sayın Yüksek Mahkemenizce öncelikle Yerel mahkeme kararının KALDIRILARAK eksik hususların tamamlatılması için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, işbu talebimiz yerinde görülmez ise tüm talepler yönünden davacının davasının REDDİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.  Şöyle ki;

USULE İLİŞKİN İSTİNAF GEREKÇELERİMİZ        :

Öncelikle verilen karar usul yönünden hatalıdır. İşbu davada maktu harç alınmış ise de davacı yanın talebi olan yoksulluk nafakasının kaldırılması ve iştirak nafakasının indirilmesi davası nispi peşin harca tabidir. Kaldırılması istenen yoksulluk nafakasının ve indirilmesi talep edilen iştirak nafakasının bir yıllık miktarı üzerinden nispi peşin harç eksikliği tamamlanmadan davanın esası hakkında karar verilemez. Mahkemece Harçlar Kanunu 30-32. maddelerinde gösterilen usul uygulanarak, eksik olan nispi peşin harç tamamlattırılmadan, yargılamaya devam edilerek karar verilmesi açıkça usul ve yasaya aykırıdır. EK-1 de yer verdiğimiz Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 2016/5794 E. – 2016/9177 K. Sayılı ve 05/05/2016  tarihli kararında da;”Davacı, boşanma hükmü ile davalı yararına hükmedilen yoksulluk nafakasının ve intifa şerhinin kaldırılmasını talep etmiştir. Dava dilekçesinde dava değerinin 500 TL olduğunu beyan ederek yoksulluk nafakasının kaldırılması ile intifa hakkının kaldırılması olarak iki ayrı talebi yönünden maktu miktarda peşin tek harç yatırmıştır. Davacının talebi yoksulluk nafakasının kaldırılması yönünden nispi peşin harca tabidir. Kaldırılması istenen yoksulluk nafakasının bir yıllık miktarı üzerinden nispi peşin harç eksikliği tamamlanmadan davanın esası hakkında karar verilemez. Mahkemece Harçlar Kanunu 30-32. maddelerinde gösterilen usul uygulanarak, eksik olan nispi peşin harç tamamlattırılmadan, yargılamaya devam edilerek yoksulluk nafakası hakkında yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/8445 E. – 2016/9226 K. Sayılı ve 05/05/2016 tarihli kararında;”Davacı, dava dilekçesinde velayetin değiştirilmesi yanında, davalı kadına bağlanan yoksulluk nafakasının kaldırılmasını da talep etmiştir. Dava dilekçesi ile birlikte yatırılan başvurma harcı, dilekçedeki tüm talepleri kapsar. Başvurma harcı ile birlikte yatırılan maktu harç velayetin değiştirilmesi davası için alınmıştır. Dava dilekçesindeki her bir talep için ayrı ayrı maktu ve nispi harçların yatırılması gerekmektedir. Davacının yoksulluk nafakanın kaldırılması yönündeki talebi için ayrıca harç alınmamıştır. Kaldırılması talep edilen yoksulluk nafakasının yıllık tutarı üzerinden hesaplanacak nisbi harç alınmadan (Harçlar Kanunu md. 30-32) davaya devam edilmesi yanlış olmuştur. O halde, mahkemece davacıya “yoksulluk nafakasının kaldırılması” yönündeki talebiyle ilgili nispi harcın tamamlattırılması ve sonucu itibariyle karar verilmesi gerekirken, eksik harçla yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”

Yukarıda yer alan ve Yargıtay’ın diğer yerleşik içtihatlarından da anlaşılacağı üzere, harç tamamlanmaksızın işbu davada olumlu yahut olumsuz bir karar verilmesi mümkün değil iken Yerel Mahkemece bu husus gözardı edilmiştir.

Açıklanan yönlerden istinaf talebimize konu Yerel Mahkeme kararının usule aykırı olduğu aşikardır.

ESASA İLİŞKİN İSTİNAF GEREKÇELERİMİZ        :

Vekil edenin boşanmadan önceki hali ile, boşanmadan sonraki hali arasında denge bozulmamış olup, davacı tarafından ikame edilen davanın dürüstlük kuralına aykırı olduğu ve hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiği dosya kapsamı incelendiğinde yüksek mahkemenizce de anlaşılacaktır.

İşbu dava boşanmanın gerçekleşmesinden itibaren henüz  … ay gibi kısa bir süre sonra  yılı dahi doldurmadan ikame edilmiştir. Üstelik yerel mahkemece de tespit edildiği üzere davacının gelirinde bir azalma da olmamıştır. Dolayısı ile taraflar arasında imzalanan boşanma protokolünde işlem dengesi bozulmamış, davacının protokolden kaynaklanan edimlerini yerine getirmesi güçleşmemiş yahut imkansız hale gelmemiştir. bu halde davanın “dürüstlük kuralına” aykırı olduğunun kabulü gerekip davanın reddine karar verilmesi gerekir iken kısmen kabulüne karar verilmesi hukuka aykırıdır.

YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNİN 2003/1839 E. – 2003/1663 K. SAYILI VE 24.02.2003 TARİHLİ KARARINDA;

“Nafaka iradı, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile indirilebilir. Ancak sözleşmeyle kararlaştırılmış ve hakim tarafından onaylanmış olan iradın aradan çok az bir zaman geçtikten sonra indirilmesi isteminde bulunmak, hakkın kötüye kullanılması mahiyetini arz edebilir.

Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için, bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru (basiretsizliği vb.) ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK.nun 2. maddesinden yararlanması söz konusu olamaz.”

denilmektedir.

Boşanma üzerinden 1 yıldan uzun bir müddet geçmiş olsa dahi boşanma protokolü ile hüküm altına alınan nafakanın, kaldırılması yahut indirilmesi için incelenmesi gereken öncelikle dürüstlük kuralına aykırı olup olmadığıdır.

Nitekim boşanma tarihinin üzerinden 8 sene geçmesinden sonra açılan davaya istinaden verilmiş Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2016/4646 E. – 2016/5141 K. Sayılı ve 04.04.2016 tarihli kararında;

“Buna göre, irat biçiminde ödenmesine karar verilen nafaka, tarafların yaptıkları sözleşmeye dayansa bile şartları oluştuğu takdirde artırılabilir veya azaltılabilir. Aksi düşünce güven ilkesine aykırı düşer. Zira, davalının (nafaka alacaklısının) sözleşme (protokol) ile elde ettiği statüye beslediği güven, davacının (nafaka yükümlüsünün) sosyal ve ekonomik durumunun bu özel statüyü koruyacak seviyeden daha aşağı düşmediği (kötüleşmediği) veya hakkaniyet bunu gerektirmediği sürece sarsılıp boşa çıkarılamaz.

Bunun gibi sırf boşanmayı sağlayabilmek için bilerek ve isteyerek mali gücünün üzerinde bir yükümlülüğü protokolle üstlenen kişinin, sonradan bu yükümlülüğün kaldırılması ya da azaltılması yönünde talepte bulunması da iyiniyet, doğruluk-dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmaz. Çünkü kendi kusuru ile mali imkânlarını zorlayan tarafın TMK. nun 2.maddesinden yararlanması söz konusu olamaz.

Ancak, Borçlar Kanununun 19 ve 20. maddelerine aykırı bulunmayan karşılıklı sözleşmede, edimler arasındaki denge, umulmadık gelişmeler yüzünden sonradan bozulacak olursa (örneğin olağanüstü dalgalanmalarda edimler arasındaki denge alt-üst oluyor ve bu yüzden ifa aşırı derecede zorlaşıyorsa) güven sorumluluğu ve ivazsız iktisabın korunmazlığı ilkesi (TMK.mad.2) gereğince sözleşme koşulları değişen maddi koşullara uyarlanır. Buna göre, sözleşenlerin eğer gelişmeleri baştan kestirebilselerdi, sözleşmeyi bambaşka koşullarla kurmuş olacakları söylenebiliyorsa, ayrıca, beklenmeyen gelişme yüzünden sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla olduğu gibi katlanmak taraflardan biri için özveri sınırının aşılması anlamına geliyorsa, nihayet, yasal ve sözleşmesel risk dağılımı çerçevesinde taraflardan sözleşmeye baştan kararlaştırılmış koşullarla bağlı kalmaları beklenemiyorsa, sözleşmeye Hâkimin müdahalesi gündeme gelir.

Yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, ödenmesi kararlaştırılan nafakanın indirilerek uyarlanması; ancak tarafların ekonomik ve sosyal durumlarında meydana gelebilecek önemli ölçüde değişiklik nedeni ile edimin aynen ifasının borçlu yönünden katlanılmaz hal almasına ve böylece işlem temelinin çökmüş bulunmasına bağlıdır.

 O nedenle, uyuşmazlığın çözümünde, iradın takdirine esas olan şartları ortadan kaldıracak önemde bir değişiklik olması aranacaktır.

O halde; davacının ekonomik ve sosyal durumunda olağanüstü değişim olmadığı, edimin aynen ifasının davacı yönünden katlanılmaz hal almadığı, yoksulluk nafakasının anlaşmalı boşanma davasında belirlendiği, boşanma tarihinin üzerinden yaklaşık 8 sene geçtiği ve davalının aldığı emekli maaşının yoksulluk nafakası ihtiyacını ortadan kaldırmadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulü ile nafakanın tamamen kaldırılması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.”

denilmekle aldığı emekli aylığına rağmen işlem temelinin çökmediğinden nafakanın kaldırılmasına ilişkin davanın reddi gerektiği kararına varılmıştır. Ancak işbu davada vekil edenin yalnızca barınma ihtiyacını karşılayan ve sadece kira ödemekten muaf tutan, aile ferdi tarafından alınmış ev sebebi ile, üstelikte davacının da gelir seviyesi de azalmamış ve ifa güçleşmemişken davanın kısmen kabulüne karar verilerek, yoksulluk nafakasının tamamen kaldırılması hukuka aykırıdır.

İşbu davada esas sorulması gereken soru “anlaşmalı boşanma protokolünden doğan edimlerin ifası borçlu yönünden katlanılmaz bir hal almış mıdır ve böylece işlem temeli çökmüş müdür?” kanaatimizce bu sorunun cevabı hayırdır.

Öte yandan Yerel mahkemece sadece, vekil edenin boşanmadan sonraki mevcut durumunun yoksulluk olarak kabul edilip edilmeyeceği incelenmiş, boşanmadan önceki ekonomik hali hiç incelmeye alınmamıştır. Ancak yoksulluk nafakasının değerlendirilmesinde hesaba katılması gereken asgari düzeyde yaşama şartları değil, ailenin alışık olduğu sosyal ekonomik duruma göre hesaplama yapılmasıdır, yani boşanmadan önceki ekonomik durum hal ve şartın boşanmadan sonra da makul olduğu ölçüde devam ettirilebilmesidir. Yargıtay kararlarında da nafakaya ilişkin davalar incelenirken boşanmadan önceki durum ve boşanmadan sonraki durum değerlendirilmektedir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarih ve1998/ 2–656–688 sayılı kararında da kabul edildiği gibi yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür (eğitim) gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir. Vekil edenin aile ferdi tarafından alınmış ev vekil edenin yalnızca barınma ihtiyacını karşılar nitelikte olup düzenli bir maddi gelir sağlamamaktadır. İşbu davada fakirleşmemiş bir davacı zenginleşmemiş bir davalı var iken yoksulluk nafakasının kaldırılması koşullarının oluşmadığı ortadadır.

Ekte sunduğumuz Yargıtay kararlarında görüleceği üzere Yerel Mahkemece “çoğun içinde azda vardır ilkesi” nden hareketle nafakanın indirilmesi yönünde karar verilmesi de mümkün iken ve davacı yanında bu yönde beyanları mevcut iken bu hususta da herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır.

Sonuç itibari ile, Yargıtayın genel kabulüne göre asgari ücretle işe başlanması miras ev kalması, bu evin kira getirisi olsa dahi yoksulluğu ortadan kaldıracak mahiyette değil ise nafakanın kaldırılması kabul edilemez. İşbu davada ise vekil eden ne çalışarak bir gelir elde etmekte ne de bir kira getirisi elde etmektedir. Bu hali ile de bu davanın REDDİNİN gerektiği ortadadır.

SONUÇ VE İSTEM   :Yukarıda arz ve izah edilen nedenler ile,

İstinaf talebimizin kabulü ile öncelikle Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak eksik hususların tamamlatılması için dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesini işbu talebimiz yerinde görülmez ise yine Yerel Mahkeme kararı kaldırılarak tüm talepler yönünden davacının davasının REDDİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz. …/…/…

                                                                                                                Davalı Vekili

Bir Cevap Yazın