DİLEKÇELER

Velayetin Değiştirilmesi İstinaf Dilekçesi

Velayetin Değiştirilmesi Davası İstinaf Başvuru Dilekçesi Örneği(Yüksek Mahkeme Kararları ile desteklenmiştir.) Diğer dilekçe örneklerine ise buradan erişebilirsiniz.

 

Resim thedanw tarafından Pixabay‘a yüklendi

 

..BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE
Gönderilmek Üzere;
..AİLE MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO :20../…. E. – 20../… K.

İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN
DAVACI/KARŞI DAVALI                             :
VEKİLİ                                                        :Av.
-Adres
DAVACI                                                     :
VEKİLİ                                                        :Av.
KONU                                                        :…Aile Mahkemesi’nin 20../…. E. – 20../…. K. Nolu ve …/…/…. tarihli kararının İSTİNAFEN İNCELEME neticesinde KALDIRILARAK davamızın                                                                            KABULÜNE, karşı davanın ise REDDİNE karar verilmesi talebimizden ibarettir.
AÇIKLAMALAR :

..Aile Mahkemesinin 20../…. E. – 20../….K. Sayılı ve …/…/… tarihli kararında “Davacı-karşı davalı kadının açmış olduğu davanın REDDİNE, Küçük .. ile davacı anne arasındaki şahsi ilişkinin iki kez ve iki gece yatılı olacak şekilde ve Temmuz ayının tamamını kapsayacak şekilde yeniden düzenlenmesi talebinin REDDİNE, Küçük …. velayetinin davacı anneye verilmesi talebinin REDDİNE, Davalı-k.davacı babanın davasının KISMEN KABULÜ ile; müşterek çocuk ile anne arasında her ayın 2. Ve 4. Cuma akşamı saat:18.00’den ertesi gün saat: 18.00’e kadar, sömestr tatilinin ilk Cumartesi günü saat: 09.00’dan takip eden Cuma günü saat: 18.00’a kadar, dini bayramların 2. Günü sabah saat:09.00’dan ertesi gün saat:18.00’a kadar, her yıl Temmuz ayı 1. günü saat: 09.00’dan 15 Temmuz saat: 20:00 a kadar olmak suretiyle kişisel ilişki tesisine, diğer taleplerin reddine…” karar verilmiştir. Anılan karar hukuki dayanaktan ve hakkaniyetten yoksun olup Sayın Mahkemenizce işbu kararın İSTİNAFEN incelenerek davamızın KABULÜNE, karşı davanın ise REDDİNE karar verilmesini talep ederiz.

 

Yerel Mahkeme kararında velayetin değiştirilmesi talebimizin reddine ilişkin “Dava konusu çocuğun doğum tarihinin …/…/…tarihi olduğu, anlaşmalı boşanma karar tarihinin …/…/… tarihi olduğu ve annenin kabulü ile 4 yaşındaki çocuğun velayetinin babaya verildiği, 9 gün sonra velayet değişikliği konusunda elimizdeki davanın açılmış olduğu anlaşılmıştır. 9 günlük süre zarfında davacı tarafça dosyaya velayet değişikliğini zorunlu kılacak yeni bir olgu ileri sürülmemiştir.” denilmektedir. TMK’nın 183. Maddesinde “ana veya babanın başkası ile evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması halinde hakim, resen veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.” maddesinin lafzından da anlaşılacağı üzere velayet değişikliğine ilişkin sebepler sınırlı olarak sayılmamıştır. İşbu davanın ikame edilmesinde ise yeni olgu vekil edenin davalı tarafından maruz kaldığı tehdit, baskı, şiddet sonucunda yaşadığı korku ve panik halinden kurtulması olmuştur ki vekil edenin protokolün imzalanmasından 1 gün önce davalı tarafından şiddete maruz kaldığı ise dosya içerisinde mevcut, davalının yaralama suçunu işlediğine dair verilen .. Asliye Ceza Mahkemesinin 20../… E. – 20../…K. Sayılı ve …/…/… tarihli mahkumiyet kararı ile ispat edilmiştir.

 

Davalı yana müşterek çocuğun velayeti baskı, şiddet sonucu yaşadığı korku ve panik sebebi ile verilmiş olup bu hallerin ortadan kalmasını takiben gün geçirilmeksizin velayetin değiştirilmesi davası ikame edilmiştir. Davanın 9 gün gibi kısa bir sürede açılması da vekil edenin müşterek çocuğun velayetini gördüğü baskı ve şiddet sebebi ile verdiğinin açık emaresidir. Dosya içerisinde mevcut, davalının yaralama suçunu işlediğine dair verilen … Asliye Ceza Mahkemesinin 20../… E. – 20../…. K. Sayılı ve …/…/…tarihli mahkumiyet kararı, bu karara istinaden verilmiş … Bölge Adliye Mahkemesi … Ceza Dairesi dairesinin 20…/… E. – 20../….K. Sayılı ve …/…/… tarihli istinaf talebinin esastan reddine dair kesin olarak verilen istinaf kararı da vekil edenin gördüğü şiddet karşısında velayetin babaya verilmesini kabul ettiği, baskı ve şiddet sonucunda yaşadığı korku ve panikten kurtulur kurtulmaz istinaf talebimize konu davayı ikame ettiğinin açık ve net kanıtıdır. Anlaşmalı boşanma davalarında dava kesinleşinceye kadar protokolün aksinin iddia edilmesi mümkün kılınmış, baskı altında imzalatılan protokollerin önüne geçilebilmesi için bir yol açılmıştır. Ancak aynı baskı ve şiddetin kararın kesinleşmesi aşamasına kadar da devam ettirilmesi halinde maalesef mevcut anlaşmalı boşanma davasına bir çare yoktur. Bu nedenle başvurulacak tek yol olarak velayetin değiştirilmesi davası ikame edilmesi kalmıştır. Bu halde ise Sayın Yerel Mahkemece anılan ceza dosyası göz ardı edilmiş, tabiri caizse 9 gün içerisinde velayetin değiştirilmesine sebep ne olabilir ki mantığı ile hareket edilmiştir. Ancak burada nazara alınması gereken husus, neden 9 gün gibi kısa bir sürede davanın ikame edildiği, boşanma protokolü esnasında gerçekleşen bir yaralama suçuna istinaden verilmiş mahkumiyetle sonuçlanan bir ceza davası, yaşadığı korku ve panikten her şeyi göze alarak sıyrılan ve çocuğu için hukuksal mücadeleye girişen bir anne ve HENÜZ YAŞI ÇOK KÜÇÜK OLMASINDAN DOLAYI ANNEYE, ANNE SEVGİ, İLGİ VE ŞEFKATİNE MUHTAÇ BİR ÇOCUKTUR. Ancak yerel mahkemece tüm bu hususlar göz ardı edilmiş işbu davanın bu kadar kısa müddette açılması sebebi ve davalı/karşı davacı aleyhine verilmiş mahkumiyet kararı yok sayılarak, baştan sona sanki 3-5 yıl sonra açılmış sıradan bir velayetin değiştirilmesi davası gibi değerlendirilerek hüküm verilmiştir. Yüksek Mahkemenizce verilecek karar ile, açıkladığımız hususlar değerlendirilerek ve protokolün imzalanması aşamasında gösterilen baskı, şiddet ve tehdidin kesinleşmesine kadar da sürebileceği göz önüne alınarak, baskı ve şiddet ile özgür iradenin yok sayılmasının, bu halde kadının düşürüldüğü acizliğin önüne geçilmesini, kısaca hukukun varlığında temel gaye olan ADALETİN sağlanarak , güçlünün zayıf üzerindeki baskınlığının bertaraf edilmesini dileriz.

 

Öte yandan Yerel Mahkemece “Davalı tanık beyanlarından dosyada gerekçeli ve yeterli sosyal inceleme raporu değerlendirildiğinde rapor verilmeden önce davacı annenin, babanın ve çocuğun dinlendiği, çocuğun kreşinin değiştirilmediği, aynı evde babası ile birlikte ikamet ettiği, evde bir bakıcının bulunduğu, babanın çocuğu ile gayet ilgili olduğu, çocuğu ile yeterince ilgilenmediği iddiasının sabit olmadığı, ihmal ve istismarının bulunmadığı, velayet görev ve sorumluluklarının davalı babanın üstlendiği, çocuğun babasını sevdiği, birlikte vakit geçirebildiği, babasına yönelik olumlu duygulara sahip olduğu, babasını rol ve model olarak benimsediği, babanın boşandıktan sonra çocuğunu hayatının odağına yerleştirdiği, çocuğun sağlıklı yetişmesi için çabaladığı, çocuk ile baba ilişkisinin sağlıklı olduğu, çocuğun babasını sevdiği ve babasının yanında mutlu olduğu” değerlendirilmesi yapılmıştır. Ancak çocuğun kreşinin değiştirilmesi, bir bakıcının olmaması, yaşadığı evin değiştirilmesi hususları kabul edilmelidir ki küçüğün annenin varlığından uzak kalmasından daha büyük değişim değildir. Ki aynı evde yaşama hususu dışında tüm bu durumların velayet anneye verildiğinde sağlanması da mümkündür.

 

Diğer husus ise Yerel Mahkemece alınan bilirkişi raporu yalnızca tek bir sosyal çalışmacı tarafından alınmış olup rapor kendi içerisinde çelişkilerle doludur. Aşağıda Sayın Mahkemenize de sıralayacağımız üzere rapora ilişkin itirazlarımız sunulmuş, ancak Yerel mahkemece bu itirazlara riayet edilmemiş, karara esas alınması mümkün olmayan bir rapora dayanılarak hüküm verilmiştir. Yetersiz ve kendi içinde çelişkili bir rapor ile öncelikli olarak aranması gereken, küçüğün menfaatine ulaşılamamıştır. İlgili raporda …/…/…tarihli itiraz dilekçemizde de sunduğumuz üzere şu hususlar mevcuttur;

 

Raporun düzenlenmesi aşamasında VEKİLEDEN DAVACI ANNE İLE VELAYETE KONU ÇOCUĞU İLE GÖRÜŞTÜRÜLMEDEN DÜZENLENMİŞTİR. Raporun düzenlenme aşamasında zaten babasının yanında olan müşterek çocukları ile baba birlikte görüşmeye alınırken ANNE DIŞARIDA BIRAKILMIŞ HATTA BAŞKACA BİR GÜN SADECE ANNE GÖRÜŞMEYE ÇAĞIRILMIŞTIR. Anne ve çocuğun bir arada Uzman kişi tarafından görülme gereği dahi duyulmamış, anne ve çocuk bir arada görülmeksizin rapor düzenlenmiştir. Bu hali ile anne ile çocuk arasındaki ilişkin tespiti mümkün değildir. Raporun sonuç kısmında ise; eğer çocuk anneye verilir ise; annenin çalışması sebebiyle çocuğun bakıcıya bırakılabileceği beyanında bulunmuştur. Oysa ki davalı babanın da çalıştığı gözetildiğinde velayet babaya verildiğinde de çocuğun bakıcıya bırakılacağı göz ardı edilmiştir.  Raporun”değerlendirme” başlıklı kısmına gelince de; kendi içinde ve raporun içeriği ile çelişen beyanlarla doludur.

 

Çelişkilerle dolu, maddi gerçekten uzak bir raporun karara esas alınması zaten mümkün olmamakla birlikte, işbu davada yapılması gereken de dosyanın pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir heyetten rapor alınmasıyken buna ilişkin itirazlarımız reddedilmiştir. Ancak aşağıda yer verdiğimiz kararlarda da görüleceği üzere dosyada pedagog, psikolog ve sosyal çalışmacıdan oluşan bir heyetten rapor alınmaması dosyadaki bir başka eksik incelemedir.

 

İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi 2017/1357 E. – 2017/956 K. Sayılı ve 22.05.2017 tarihli kararında;

“Dava; velayetin değiştirilmesi talebi niteliğindedir. Velayet düzenlemesi yapılırken; gözönünde tutulması gereken temel ilke, çocuğun “Üstün yararı”dır. Çocuğun üstün yararını belirlerken; onun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin sağlanması amacının gözetilmesi gereklidir. Ana ve babanın yararları; boşanmadaki kusurları, ahlaki değer yargıları, sosyal konumları gibi durumları, çocuğun üstün yararını etkilemediği ölçüde gözönünde tutulur. İdrak çağındaki çocukların kendilerini ilgilendiren konularda görüşünün alınması ve görüşlerine gereken önemin verilmesi gerekir. Çocukların üstün yararı gerektirdiği takdirde, görüşlerinin aksine karar verilmesi mümkündür. Mahkemece idrak çağında bulunan 2005 doğumlu Sude’nin velayeti konusunda bizzat dinlenerek, görüşünün alınması, gerekirse velayet sahibinin değiştirilmesini gerekli kılan bir durumun bulunup bulunmadığı hususunda 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi uyarınca, psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan heyete inceleme yaptırılarak yeniden uzman raporu alınması ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek, ortak çocuğun velayeti hakkında karar verilmesi gerekir.”denilmektedir.

 

Yargıtay Genel Kurulu 2017/1575 E. – 2018/672 K. Sayılı ve 04/04/2018 tarihli kararında;

” velayet, kamu düzenine ilişkin ve çekişmesiz yargı işlerinden olduğundan, mahkemece resen delil toplanabileceği gibi, taraflar da yargılamanın her aşamasında delil sunabilirler. Velayetin düzenlenmesinde asıl olanın, küçüğün yararını korumak ve geleceğini güvence altına almak olduğundan, mahkemece yargılama aşamasında taraflarca ileri sürülen iddialar, meydana gelen yeni gelişmeler göz önünde tutularak tüm deliller büyük bir titizlikle incelenerek sonuca gidilmelidir.

Tüm bu açıklamalar karşısında somut olaya gelindiğinde, davacı baba dava dilekçesinde tanık deliline dayanmasına karşın mahkemece davacı tarafa tanıklarını bildirmesi için gerekli imkân tanınmadan, hukuki dinlenilme hakkına aykırı olacak şekilde karar verilmesi hatalı olduğu gibi, sadece pedagog tarafından düzenlenen uzman raporu dikkate alınarak bir değerlendirilme yapılması da doğru görülmemiştir. Mahkemece yapılacak iş, davacı tanıkları dinlendikten ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanunun 5. maddesi gereğince aile mahkemesi bünyesinde bulunan “psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan” oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden rapor alındıktan sonra diğer tüm deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle velayet hususunda bir karar vermekten ibarettir.

Hâl böyle olunca, direnme kararının yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenle bozulması gerekmiştir.” denilmektedir.

Vekil eden şiddet, baskı ve tehdit sebebi ile yaşadığı korku ve panik halinden mütevellit, özgür iradesi yok edilerek velayetin babaya verilmesi sağlanmasa idi Aşağıda sunduğumuz tüm kararlarda da görüleceği üzere müşterek çocuğun yaşı gözönüne alındığında çocuğun anne şefkat ve bakımına muhtaç olmasından mütevellit velayetin anneye verileceği Yargıtay’ın duraksamasız olarak kabul ettiği husustur.

 

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2016/1493 E. – 2016/1077 K. Sayılı ve 23/11/2016

Tarafların müşterek çocukları 17.01.2014 doğumlu M…’nin velayeti davacı-karşı davalı babaya verilmiştir. Müşterek çocuğun anne yanında kalmasının çocuğun bedeni, fikri, ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı gibi, velayetin anneye verilmesi durumunda meydana gelebilecek çocuğa yönelik bir yakın tehlikenin varlığı da ispat edilmediği anlaşılmakla; yaşı nedeniyle anne bakım, sevgi ve şefkatine muhtaç çok küçük 17.01.2014 doğumlu M…’nin velayetinin yasanın amacına uygun olmayan bir gerekçeyle davacı-karşı davalı babaya bırakılması usul ve yasaya aykırı olmuş, bozmayı gerektirmiştir.

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2010/649 E. – 2010/683 K. Sayılı ve 22/12/2010 tarihli kararında;
“Taraflar arasında evlilik birliğinin davalı-karşı davacı annenin ağır kusuru ile son bulduğu hususlarında uyuşmazlık bulunmadığı açıktır.
Ne var ki, 27.01.2004 doğumlu Tarık’ın yaşı dikkate alındığında annenin yakınlığına ve şefkatine muhtaç bir yaşta olduğu, benliğinin geliştiği bu yaşlarda ana yoksunluğunun derin izler bırakabileceği gözetilerek velayetin anneye bırakılması uygun olacaktır.”

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2012/6628 E. – 2013/455 K. Sayılı ve 15/01/2013 tarihli kararında;

“Toplanan delilere göre;davalı kocanın velayeti üstlendikten sonra,çocuğu hafta içi çalışma günlerinde davacı anneye bıraktığı, sadece hafta sonları çocuğu yanına aldığı sabit olmuştur.Bu husus davalı tarafından da doğrulanmıştır. Davalının bu suretle velayet görevini fiilen ifa etmediği sabit olmuştur.Diğer yandan çocuğun yaşı ve cinsiyeti ,annelik kimliğini öğrenmesini gerekli kılmaktadır.Babanın ve üvey annenin yanında bu kimliğin oluşması güçtür.Çocuğun üstün yararı da anne yanında bulunmasını gerektirmektedir.Bu nedenle aksi yöndeki uzman görüşüne değer verilemez.”

 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/480 E. – 2017/5640 K. Sayılı ve 09.05.2017 tarihli kararında;

“Velayeti davacı anneye bırakılan ortak çocuk 15.07.2015 doğumlu olup, yaşı itibariyle anne bakım ve şefkatine muhtaçtır. Müşterek çocuğun yaşı gereği uzun süreli olarak anne yanından ayrılmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği dikkate alınarak çocuk ile davalı baba arasında daha kısa süreli ve yatılı olmayacak şekilde kişisel ilişki kurulması gerekirken, bu yönün gözetilmemesi usul ve yasaya aykırıdır.”

 

Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/19990 E. – 2017/4696 K. Sayılı 25/04/2017 tarihli kararında;

“Velayeti anneye verilen ortak çocuk Umut 27/03/2014 doğumlu olup, yaşı nazara alındığında anne bakım ve şefkatine muhtaçtır. Ortak çocuk ile baba arasında 1 Temmuz-30 Temmuz tarihleri arasında yatılı kurulan kişisel ilişki uzun olup, çocuğun bedeni ve fikri gelişmesine engel olacaktır. Küçüğün yaşı ilerlediğinde yeniden kişisel ilişkinin düzenlenmesi de mümkün olduğu gözetildiğinde daha uygun süreli kişisel ilişki kurmak gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve kanuna aykırıdır. Ancak, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hükmün bu bölümünün düzeltilerek onanması gerekmiştir (HUMK m.438/7).”

 

Yukarıda yer verdiğimiz Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/480 E. – 2017/5640 K. Sayılı ve 09.05.2017 tarihli ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi 2016/19990 E. – 2017/4696 K. Sayılı 25/04/2017 tarihli kararında ise çocuğun velayetinin babaya verilmesi bir yana çocuğun anne yanından uzun süreli ayrılmasının gelişimini olumsuz yönde etkileyeceği gözetilerek baba ile kişisel ilişkinin yatılı olmayacak şekilde daha kısa süreli olması gerektiği yahut daha uygun süreli bir kişisel ilişki kurulması gerektiği karara bağlanmıştır.

 

Davalının, çocuğun velayetini gördüğü baskı ve şiddet sonucu verdiği, çocuğun yaşının küçük olması sebebi ile anne bakım, sevgi ve şefkatine muhtaç olduğu, velayetin anneye verilmemesi, uzun süreli ayrı kalmaları halinde çocuğun gelişiminin olumsuz yönde etkileneceği Yargıtay içtihatlarında da genel olarak kabul edilmiş bir olgudur.

 

Velayet/velayetin değiştirilmesi davaları kamu düzenine ilişkin olup aslolan çocuğun üstün yararıdır. Çocuğun üstün yararı diğer tüm unsurları bertaraf edecek bir olgudur. Çocuğun anneden uzak olmasının ise gelecek yaşamını olumsuz etkileyeceği, derin izler bırakacağı kaçınılmazdır. Bu halde ise çocuğun üstün yararı velayetin anneye verilmesini gerekli kılar. Sayın Yüksek Mahkemenizce de tüm açıkladığımız hususlar dikkate alınarak çocuğun üstün yararının korunacağı ve velayete ilişkin taleplerimizin reddine ilişkin kararın kaldırılarak velayetin anneye verileceği inancındayız.

 

Öte yandan Yerel Mahkemece tarafımızca kişisel ilişkinin arttırılması yönündeki talebimiz reddedilmiş, davalı/karşı davacının kişisel ilişkinin sınırlandırılması yönündeki talebi kısmen kabul edilmiştir. Ancak davamızın karşı davanın kısmen kabulüne ilişkin karar herhangi bir gerekçeye dayandırılmamış, yalnızca “çocuğun anne şefkatine ihtiyacının olması nedeniyle mevcut şahsi ilişkinin kısmen değiştirilmesi gerektiği,” açıklaması ile yetinilmiştir. Ancak bu gerekçe davalı/karşı davacının kişisel ilişkinin sınırlandırılması yönündeki talebinin kısmen kabulüne, tarafımızın kişisel ilişkinin yeniden düzenlenmesi yönündeki taleplerimizin reddine uygun bir gerekçe değildir. Kaldı ki dosya içerisinde mevcut …Aile Mahkemesi 20../…. E. Sayılı dosyada şahsi ilişki “velayeti davacıya verilen müşterek çocuk ile anne arasında her ayın ilk haftasına denk gelen cumartesi günü saat 09:00 ile ertesi günü saat 18:00 arasında, sömestre tatilinin ilk cumartesi günü saat 09:00 ile takip eden cuma günü saat 18:00 arasında, dini bayramların 2. Günü saat 09:00 ertesi günü saat 18:00 arasında, Temmuz ayının 1. Günü saat 09:00 ile 15. Günü saat 17:00 arasında şahsi ilişki kurulmasına…” şekliden düzenlenmiş iken “çocuğun anne şefkatine ihtiyacının olması nedeniyle mevcut şahsi ilişkinin kısmen değiştirilmesi gerektiği,” gerekçesi ile ve “-Davalı-k.davacı babanın davasının KISMEN KABULÜ ile; müşterek çocuk ile anne arasında her ayın 2. Ve 4. Cuma akşamı saat:18.00’den ertesi gün saat: 18.00’e kadar, sömestr tatilinin ilk Cumartesi günü saat: 09.00’dan takip eden Cuma günü saat: 18.00’a kadar, dini bayramların 2. Günü sabah saat:09.00’dan ertesi gün saat:18.00’a kadar, her yıl Temmuz ayı 1. günü saat: 09.00’dan 15 Temmuz saat: 20.00 a kadar olmak suretiyle kişisel ilişki tesisine” şeklinde karar verilmesi hususu değerlendirildiğinde işbu istinaf talebimize konu kararda kişisel ilişki sınırlandırılmış mıdır, arttırılmış mıdır, tarafımızca anlaşılamamıştır. her ayın ilk haftasına denk gelen cumartesi günü saat 09:00 ile ertesi günü saat 18:00 arasında” olan kişisel ilişki “her ayın 2. Ve 4. Cuma akşamı saat:18.00’den ertesi gün saat: 18.00’e kadar” şeklinde değiştirilmiştir. Çocuğun anne bakım ve şefkatine muhtaç olduğu gözetildiğinde “her ayın ilk haftasına denk gelen cumartesi günü saat 09:00 ile ertesi günü saat 18:00 arasında” olan ilişkinin “her ayın 2. Ve 4. Cuma akşamı saat:18.00’den ertesi gün saat: 18.00’e kadar” olacak şekilde değiştirilmesi ile küçük anne bakım ve şefkatine doyacak mıdır? Anne aynı ilde yaşamasına rağmen, anne ile ayda 2 kere görüştürülmesi ne şekilde çocuğun menfaatine olacaktır? Buna ilişkin kararın ne şekilde kimin yararına olduğu belirsizdir. Çocuk ile anne arasındaki şahsi ilişki gün olarak arttırılmış ancak saat bazında sınırlandırılmıştır. Burada ulaşmak istenilen gaye ise tamamen belirsizdir. Kanaatimizce karar ile gerekçe arasında çelişki mevcuttur.

 

Sonuç itibari ile Sayın Mahkemenizce de anlaşılacağı üzere gerekçeli karar, kararın dayandığı Sosyal hizmet uzmanından alınan yetersiz ve çelişkili bilirkişi raporu hukuka aykırı olup müşterek çocuğun yaşı gözetildiğinde çocuğun menfaatine de değildir. Sayın Mahkemenizce usule, yasaya ve küçüğün menfaatine aykırı Yerel Mahkeme kararının İstinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak haklı davamızın KABULÜNE, davalı/karşı davacının vekil edene yönlendirdiği tüm iddialara karşı ceza davalarından beraat etmiş olduğu gözetilerek, davasını ispat edemediğinden karşı davanın tamamen REDDİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

 

SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda açıklanan ve inceleme sırasında resen tespit edilecek sebepler ile USULE, YASAYA ve ÇOCUĞUN ÜSTÜN YARARINA AYKIRI OLAN Yerel Mahkeme Kararının İSTİNAFEN KALDIRILMASINA ve davamızın KABULÜNE, davalı/karşı davacının davasının REDDİNE karar verilmesini ve bu uğurda yeniden hüküm kurulmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini vekileden adına saygılarımla arz ve talep ederim. …/…/…

Bir Cevap Yazın