DİLEKÇELER

Trafik Kazası – Maddi ve Manevi Tazminat

Tazminat Davası; meydana gelen bir trafik kazasına karşın açılan maddi ve manevi tazminat davasında sunulan bir istinaf dilekçesi örneği, aşağıda yer almaktadır. Diğer dilekçe örneklerine buradan ulaşabilirsiniz.

 

Resim Clker-Free-Vector-Images tarafından Pixabay‘a yüklendi

 

…BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ SAYIN BAŞKANLIĞI’NA

Sunulmak Üzere;

…ASLİYE TİCARET HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

 

TEHİRİ İCRA VE DURUŞMA TALEPLİDİR.                                                         

Dosya No     : 20../….E. – 20../….K.

İstinaf Talebinde Bulunan

Davalı                        :

Vekilleri                     : Av.

-Adres

Davacı                       :

Vekili                         :Av.

-Adres

Konu                        :…Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 20../… Esas 20../…. Karar nolu ve …/…/… tarihli kararının TEHİRİ İCRA ve DURUŞMA talepli İSTİNAFEN İNCELENEREK vekil eden aleyhine verilen davanın maddi tazminat talebi yönünden KISMEN KABULÜNE, manevi tazminat yönünden KABULÜ’ne dair verilen kararın KALDIRILARAK davanın tamamen REDDİNE ilişkin yeniden Hüküm kurulmasına karar verilmesi talebimizden ibarettir.

 

Açıklamalar  :

            … Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 20../….Esas 20../… Karar nolu ve …/…/…tarihli kararında davacı yanın maddi tazminat taleplerinin kısmen kabulü ile …. TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, … TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işletecek yasal faizi ile birlikte, davalılar … ve …’tan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir. Anılan karar usul, yasa ve hakkaniyete aykırı olup Yüksek Mahkemenizce maddi tazminat yönünden kısmen kabulüne, manevi tazminat yönünden ise kabulüne dair verilen kararın kaldırılarak yeniden hüküm tesisi ile davanın REDDİNE karar verilmesini arz ve talep ederiz.

 

USUL YÖNÜNDEN İTİRAZLARIMIZ                 :

Öncelikle Yerel Mahkemeye sunduğumuz cevap dilekçemizde de belirttiğimiz üzere; davacı vekil tarafından maddi tazminata ilişkin olarak belirsiz alacak davası açılmışsa da  gerçekleşen bir trafik kazası sonucunda davacı tarafın uğramış olduğu zararların tespit edilmesi olanağı mevcuttur. Bu nedenle Hukuk Muhakemeleri Kanunun 107 maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davasının iş bu davada uygulanabilirliği yoktur. İşbu sebeple davanın usul yönünden reddine karar verilmesi gerekmekteyse de Yerel mahkemece bu beyanlarımıza itibar edilmemiştir.  Oysaki Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2018/2013 E. 2018/3870 K. Sayılı ve 07.05.2018 tarihli kararında ve Yargıtay’ın bu hususta verdiği diğer kararlarında da belirtildiği üzere “Dava dilekçesinde şartları bulunmadığı halde davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı durumda hukuki yarar yokluğundan davanın reddi yoluna gidilmelidir” Yüksek Mahkemenizce yerel mahkeme kararının usule, yasaya ve Yargıtay içtihatlarına aykırı kararının kaldırılarak usul bakımından REDDİNE karar verilmesini arz ve talep ederim.

 

ESAS HAKKINDA İTİRAZLARIMIZ                   :

Yerel Mahkemede görülen işbu istinaf talebimize konu davada, davacı yan yanlış taraf tespiti yapmış, kaza esnasında sorumlu sigorta şirketi olarak …. A.Ş. ye husumet yöneltmesi gerekir iken …. ye husumet yöneltmiş, dava sırasında gerek bizim beyanımızla gerekse … A.Ş. tarafından verilen beyanlarla, gerekse de ….A.Ş. tarafından verilen müzekkere cevabı ile kaza esnasında poliçenin bulunduğu şirketin ….A.Ş. olduğu tespit edilmiştir. Dava esnasında makul görülecek bir sebeple davanın yanlış sigorta şirketine husumetin yöneltilmesi halinde, karşı tarafın rızası aranmaksızın Mahkemece resen taraf değişikliği kabul edilebilir olmasına karşın davacı yan taraf değişikliği talebinde bulunmamıştır. Dosyanın karara çıkmasının akabinde rücu hakkımıza ilişkin sigorta şirketi ile sağladığımız görüşmelerde davacıya maluliyet sebebi ile ödedikleri …. TL maddi tazminat miktarının bulunduğu tespit edilmiştir. Bu miktar davacı tarafça … tarihinde tahsil edilmişse de … A.Ş. yi taraf olarak dosyaya dahil etmek bir yana dava esnasında bu miktarın ödendiğine ilişkin herhangi bir beyanda da bulunulmamıştır. Oysa ki Yerel mahkemece belirlenen tazminat miktarı maluliyet oranı üzerinden verilmiş total maddi tazminat miktarı olup eğer husumet davacı yanca doğru yöneltilmiş olsa idi karar verilen maddi tazminat miktarından vekil eden davalı, diğer davalı ve sigorta şirketi müteselsil sorumlu olacak ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla müştereken ve müteselsilen tahsili yoluna gidilecek idi. Ancak davacı yan MK m.2 de yer alan “DÜRÜSTLÜK KURALI” na açıkça aykırılık teşkil edecek şekilde mahkemece takdir ve tespit edilen maddi tazminat miktarını aşarak… den …. TL bedelinde maluliyete ilişkin maddi tazminat bedeli tahsil etmiş, Yerel mahkemeye bu hususu bildirmeyerek aynı somut olaya istinaden birde vekil eden ve diğer davalıdan bu zararı tazmin yoluna gitmiştir. Davacıların …. A.Ş. den ….TL bedelinde bir tutarı tazmin etmişken birde Yerel Mahkemece tayin edilen maddi tazminat miktarını tahsil etmesi tahsilde tekerrürü doğuracaktır. Kaldı ki bu durum maddi zararı tazmin etmeyi aşmış, zenginleşme aracı halinde getirilmiştir. Yüksek Mahkemenizce malum olunacağı üzere mevcut durum gerek MK m.2 de yer alan “DÜRÜSTLÜK KURALI” na gerekse de hukukun en temel ilkelerinden hakkaniyete aykırılık teşkil etmektedir.

 

Öte yandan, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunda vekil eden %75 asli kusurlu, müteveffa davacı %25 tali kusurlu olduğu kanaatine varılmışsa da Yerel Mahkeme tarafından verilen kararda müteveffa davacının kusurunun ancak müterafik kusur olabileceği kabul edilmiş ve tazminat miktarına bu doğrultu da karar verilmiştir. Ancak davaya konu kazaya ilişkin açılan ceza dosyasında alınan Adli Tıp raporunda vekil edenin tali kusurlu, yolcunun ise asli kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Hukuk hakimi her ne kadar, ceza yargılamasında tespit edilen kusur oranları ile bağlı değil ise de ceza ve hukuk dosyası arasında tespit edilen kusur oranlarının bu denli çelişkili olması da kabul edilemez. Bu hususa ilişkin Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/1081 E. – 2017/1787 K. Sayılı ve 21/02/2017 tarihli kararında;

 

“…Mahkemece hükme esas alınan ATK raporunda murisin yolcu olarak bulunduğu, davalıların maliki ve zorunlu trafik sigortacısı olduğu otobüsün sürücüsü ….’in kusursuz, dava dışı karşı aracın sürücüsü ….’ın %100 kusurlu olduğu belirtilmiştir. Davaya konu trafik kazası ile ilgili ceza dosyasında keşif sonucu aldırılan bilirkişi raporunda ise dava dışı karşı aracın sürücüsü …. asli kusurlu, davacıların murisinin yolcu olarak bulunduğu, davalıların maliki ve zorunlu trafik sigortacısı olduğu otobüsün sürücüsü Şevket tali kusurlu bulunmuş, hüküm Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından 11.07.2013 tarihinde onanmıştır. Ceza dosyasında aldırılan bilirkişi raporu ile mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu arasındaki kusur oranlarına ilişkin çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru olmayıp rapor hüküm kurmaya elverişli değildir. Kaldı ki, davacılar davalıların maliki ve sigortacısı olduğu otobüste yolcu olarak bulunmakta olup, davalı otobüs maliki yönünden 6102 sayılı TTK’nun 914 (eski 806) vd maddelerinde düzenlenen taşıma kurallarına göre taşıyan olarak doğan zarardan kusursuz sorumluluğunun da tartışılması gerekir. Bu durumda mahkemece, İTÜ’den veya Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Fen Heyeti

Müdürlüğü’nden seçilecek uzman bilirkişi kurulundan alınacak bilirkişi raporu ile bilirkişi raporu içeriği, ceza dosyası ve tüm dosya kapsamına göre tarafların olaydaki kusur oranları hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenip kusur yönünden meydana gelen çelişkiler giderilerek, davalı otobüs işleteni yönünden 6102 sayılı TTK’nun 914 (eski 806) vd maddeleri de tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olup hükmün bozulması gerekmiştir.”

Şeklinde karar verilerek ceza ve hukuk dosyaları arasındaki çelişkinin giderilmesi gerektiği kusur oranlarının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerektiği ifade edilerek BOZMA nedeni kabul edilmiştir.

 

Öte yandan ….ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ANABİLİM DALI BAŞKANLĞI tarafından verilen …/…/… tarihli raporda müteveffa ….’ün …/…/… tarihinde ameliyat olduğu, kazadan sonra ameliyat olmadığı belirtilmiştir. Kazanın …/…/… tarihinde gerçekleştiği nazara alındığında, kazaya istinaden geçirdiği ameliyat ile kaza tarihi arasında önemli bir zaman dilimi söz konusudur. Diğer yandan sürekli iş göremezlik raporunun düzenlenmesi için tedavi ve nekahat sürecinin sona ermesinin beklenmesi gerektiği, en az 15 ay sonra bir yorumda bulunulabileceği belirtilmişse de bu süreçte … vefat ettiğinden eldeki son verilere göre bir kanaat belirtilmiştir. Ancak …’ün kaza tarihi ile ameliyat arasında geçen sürenin uzun olması, bu sürecin uzamasında sürekli iş göremezlik oranının yükselmesinde bir etkisinin olup olmadığı, tedavi süreci sonlansa idi bu oranın düşüp düşmeyeceği değerlendirilmemiştir. Bu değerlendirmeler tazminat miktarının değerlendirilmesinde oldukça önemlidir. Tedavi esnasında eklenen bir kusur var ise yahut müteveffanın ihmalinden kaynaklı maluliyet oranının yükselmesi söz konusu ise bu durumun müvekkile atfedilemeyeceği kabul edilmelidir.

 

Son olarak, Mülga Borçlar Yasası’nın 47 nci maddesi, Yeni Türk Borçlar Kanunun 56. maddesi gereğince hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete UYGUN OLMALIDIR. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da AMAÇ EDİNMEMİŞTİR. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına GÖRE BELİRLENMELİDİR. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan KADAR OLMALIDIR.. (Yargıtay 4.Hukuk Dairesi 2012/9987 E ve 2013/301 K.). Ancak Yerel Mahkemece kabul edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğu kanaatinde olduğumuzu bildiririz.

 

SONUÇ – İSTEM: Öncelikle TEHİRİ İCRA talebimiz kabul edilerek istinaf incelemesi sonuçlanıncaya kadar mahkeme kararının uygulanmasının GERİYE BIRAKILMASINI, Yukarıda açıklanan ve inceleme sırasında resen tespit edilecek sebepler ile USULE ve YASAYA AYKIRI OLAN Yerel Mahkeme Kararının  İSTİNAFEN KALDIRILMASINA ve davanın REDDİNE karar verilmesini ve bu uğurda yeniden hüküm kurulmasını, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini vekileden adına saygılarımla arz ve talep ederim. …/…/….

 

Saygılarımla ;

Davalı Vekili

Av.

 

Bir Cevap Yazın