Genel

İstihkak Davası – İstinaf Dilekçesi

İstihkak davasında, istihkak iddiasının reddine ilişkin verilen karara karşı sunulmuş istinaf dilekçesi örneği aşağıda yer almakta olup diğer dilekçe örneklerine buradan , ilgili mevzuata ise buradan ulaşabilirsiniz.

Resim Mvezo Karamchand Hay tarafından Pixabay‘a yüklendi

 

… BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ ( ) HUKUK DAİRESİNE
Gönderilmek Üzere,
…İCRA HUKUK MAHKEMESİ SAYIN HAKİMLİĞİNE

DOSYA NO :20…/…. E. – 20../…. K.

DURUŞMA TALEPLİDİR.

İSTİNAF EDEN
DAVALI             :
VEKİLİ               :Av.

DİĞER DAVALI  :
VEKİLİ               :Av.

DAVACI            :
VEKİLİ              :Av.

KONU             :… İcra Hukuk Mahkemesinin …/…/… tarihli kararının istinaf incelemesi neticesinde KALDIRILARAK, yeniden hüküm tesisi ile davanın REDDİNE karar verilmesi taleplerimizi içerir istinaf dilekçemizdir.

AÇIKLAMALAR :

…İcra Hukuk Mahkemesi 20../…. E. – 20…/….K. Sayılı dosyasında, “Mahkememizce celp edilen ticari sicil kayıtlarının incelenmesinde; Borçlu ….Ltd.Şti yetkililerinin … ve …. olduğu, istihkak iddia eden …..şirketinin ise 20…yılı …ayında … ve … tarafından kurulduğu, …’in hisselerini yine 20.. yılı …ayında,…. hisselerinin ise 20.. … ayında ….’e devredildiği anlaşılmıştır. Borçlu şirket yetkilisi … istihkak iddia eden ….r arasında akrabalık ilişkisi mevcut olup tarafların kardeş olduğu anlaşılmıştır. Yargılama aşamasında dinlenmiş olan tanık beyanları da dikkate alınarak, borçlu şirket ile istihkak iddia eden şirket arasında organik bağ olduğu, her iki şirketinde borçlu ….tarafından sevk ve idare edildiği halde tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanıldığı, anılan nedenlerle istihkak iddiasının muvazaalı olduğu sonuç ve kanaati ile davanın kabulüne, 3. kişinin istihkak iddiasının reddine, haczin devamına karar vermek gerekmiştir.” gerekçesi ile davacının davasının KABULÜNE karar verilmiş olup anılan karar usule, yasaya, Yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve hakkaniyete aykırıdır. Şöyle ki;

Sayın Yüksek Mahkemenizce aşağıda belirttiğimiz gerekçeler incelendiğinde Yerel Mahkemece verilen kararın ne denli hakkaniyete aykırı olduğunun, vekil edenin emeklerinin hukuki dayanaktan yoksun bir kararla ne denli hiçe sayıldığının ve tüzel kişilik olgusunun haksız olarak bertaraf edildiğinin anlaşılacağı inancındayız.

Davacı yan, … İcra Müdürlüğü 20../…. E. Sayılı dosyada borçlu…. LTD. ŞTİ. Aleyhine ilamsız icra takibi başlatıldığı, kesinleştiği, haciz işlemlerinin sonuçsuz kaldığı, vekil eden şirkete hacze gelindiğinden, yapılan haciz esnasında vekil eden şirket yetkilisi …. tarafından, borçlu şirket ile ilgileri bulunmadığı iddiası ile istihkak iddiasında bulunulduğundan, icra memuru tarafından haciz talebi reddedilerek usul ve yasaya aykırı olarak İİK. 99 maddesi uyarınca haciz işlemi yapıldığından bahisle davayı ikame etmiş, icra memurunun işleminin şikayeti ile vekil eden tarafından ileri sürülen istihkak itirazının reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

Vekil eden şirket tek ortaklı bir limited şirket olup şirketin tek ortağı ise ….’dir. Şöyle ki; ticaret sicil kayıtlarından da görüleceği üzere …. ve …. vekil eden şirketin ortakları iken öncelikle …. mali durumu bozulmasından mütevellit hissesinin tamamını ….’e devretmiştir. Akabinde ise …. hissesinin tamamını ….’e devretmiştir.

Davacı yan, ….Yetkilisi …. ile vekil eden şirket yetkilisi ….in kardeş olduğu, …., …. ile vekil eden şirket yetkilisinin birlikte hareket ettiğinden organik bağ bulunduğu neticesine varmış ….. LTD. ŞTİ. Nin yetkilisi ….’in ise sigortalı olarak şirkette çalışmasının muvazaanın bir başka göstergesi olduğundan bahsetmiştir. Yukarıdaki ifadeler zorlama ibarelerdir. İki ayrı şirketin ortaklarının kardeş olması organik bağın kurulması ve muvazaanın ispatı için yeterli değildir.

Şirketler arasında bir organik bağın varlığından söz edilebilmesi için adreslerin, ortakların ve faaliyet alanların AYNI olup olmadığına bakılır oysaki iki şirketin ne ortakları ne faaliyet alanları ne de adresleri aynıdır. Şirket ortakları, adresleri ve faaliyet alanları arasında bir benzerlik söz konusu değilken Yerel Mahkemece davacının davasının KABULÜNE karar verilmesi anlaşılır gibi değildir. Kaldı ki tarafımızca kati surette kabul edilmemekle birlikte bir an için organik bağın varlığından söz edilse ve faaliyet alanları aynı olmamakla birlikte faaliyet alanı aynı olması sebebi ile organik bağ içerisinde olsalar dahi bu hususlar tek başlarına muvazaayı göstermemektedir.

 

Bu husus ekli Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 2013/21926 E., 2015/6642 K. Sayılı ve 23.03.2015 tarihli kararında “ davalı 3. kişi şirket ile dava dışı borçlu şirketin aynı alanda faaliyet göstermeleri ve ortaklarının kardeş olması nedeni ile organik bağ içinde olmaları tek başına muvazaayı göstermez… Bu sebeplerle; davacı alacaklının aleyhine olan karinenin aksini kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermek gerekirken, yanlış değerlendirme neticesinde yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün BOZULMASINA karar vermek gerekmiştir. “ denilmek suretiyle açıkça ifade edilmiştir.

 

Davacı yanca, doktrin ve Yargıtay’ın kökleşmiş kararlarına göre organik bağ bulunduğunun, akrabalık ilişkisi, ortakların aynı kişiler olması ve devir münasebeti gözetilerek istihkak iddiasının muvazaalı olduğunun kabulü gerekir denilmekteyse de, Yargıtay’ın son zamanlardaki kararları nazara alındığında, organik bağın varlığından söz edilebilmesi için adreslerin, ortakların ve faaliyet alanların aynı olup olmadığının dikkate alınması gerektiği görülecektir. Davacı yanın ortakların aynı olması yönündeki beyanı ise tamamen yanıltıcıdır. Ortaklar arasında herhangi bir birlik bulunmayıp vekil eden şirketin eski ortağı ….’in, diğer davalı şirketin yetkilisi olması harici iki şirket arasında hiçbir ortak nokta bulunmamaktadır. Diğer davalı şirketin yetkililerinden ….’nün vekil eden şirket ile hiçbir ortaklık ilişkisinin bulunmamasına, vekil eden şirketin eski ortaklarından ….’nin diğer davalı şirket ile hiçbir alakasının olmamasına hiçbir mantıklı açıklama yoktur. Davacı yanın duruma yaklaşımı ile yine de vekil eden şirket sorumlu tutulmalıdır. Bu gidiş yolu ile diğer ortak ….’nin önceden kalma bir borcu çıkar ise onu da vekil eden şirket ödemelidir ki Sayın Yüksek Mahkemenizce de malum olunacağı üzere bu durumda vekil eden şirketin büyük bir haksızlığa uğrayacağı aşikardır.

Diğer bir düşünce ile borçlu şirket yetkilisi …. hayatı boyunca hiçbir zaman başka bir işle iştigal edemeyecektir. Çünkü bambaşka bir sektörde başka bir işle iştigal etmek istese dahi diğer şirketin borçlarını şahsi borcuymuş gibi ömrü boyunca sırtında taşıyacaktır. Bu durumda ise tüzel kişilik kavramının hiçbir ehemmiyeti kalmamaktadır. Oysaki organik bağ, muvazaa, tüzel kişilik perdesinin kaldırılması gibi kavramlar kötüniyetli borçluların, alacaklılardan mal kaçırmak gayesi ile tüzel kişilik perdesinin arkasına saklanmasını, önceki şirketi borçlandırır iken diğer bir şirkete borçlu şirketin gelirlerini ve mal varlığını aktarmasını önlemektir. Borçlu şirket ortaklarının hayatı boyunca başka bir işle iştigal etmesini , ticari hayatının ebediyen bitirilmesini sağlamak değildir.

Öte yandan Yargıtay İçtihatları gözetildiğinde işbu davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi için vekil eden şirket ile diğer davalı şirket faaliyet alanları aynı olmalı, ortaklık yapısında ayniyet veya büyük ölçüde benzerlik bulunmalı, hukuken veya fiilen her iki şirket de aynı kişi yahut kişilerce yönetilmeli, yeni şirket alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kötüniyetli olarak kurulmuş olmalıdır. Ancak Yüksek Mahkemenizce dosya içeriği incelendiğinde ortaklık yapısında bir ayniyet ve yüksek ölçüde benzerlik, faaliyet alanlarında bir birlik söz konusu olmayıp her iki şirketi de hukuken veya filen aynı kişinin yönettiğini, vekil eden şirketin alacaklılardan mal kaçırmak gayesi ile kurulduğunu ispata yarar herhangi bir somut delil mevcut değildir. Bu hususların ispat yükü alacaklı/davacı da olmasına karşın kanaatimizce davacı tarafça diğer davalı şirketten alacaklı konumunda olan kişilerin tanık beyanlarından başka ispata yarar herhangi bir delil mevcut değildir, diğer davalı şirketin alacaklısı konumunda bulunan kişilerin beyanlarının da bu davayı aydınlatma fonksiyonu bulunmayıp karara esas alınması mümkün değildir.

Aşağıda yer vereceğimiz Yargıtay Kararları gözetildiğinde, mevcut durumda organik bağdan söz edilemeyeceği ortadadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2013/15772 E. – 2014/4589 K. Sayılı ve 10.03.2014 Tarihli kararında;
“Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, dava dışı borçlularla davalı şirketler arasında bağlantı bulunmakla birlikte açılmış bulunan davada, davacı bankanın iddiasının somut bir veriye dayanmadığı, davaya konu olayda tüzel kişilik perdesinin kaldırılması ve buna göre alacağın davalı şirketlerden talep edilebilmesi için, taraflar arasındaki organik bağ yeterli olmayıp ayrıca bu şirketler arasında alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla kötüniyetli işlemler yapıldığının da somut verilere dayalı olarak tespit edilmesi gerektiği, ancak davacının iddialarını doğrulayacak nitelikte somut bir delil sunmadığı, kaldı ki davalı şirket hissedarlarının bir kısmının borca kefil olmaları sebebiyle davalı şirket hisselerinin cebri icra yolu ile satışa konu yaptırılıp alacağın tahsili yolunun denenmesinin de mümkün olduğu, davacı iddialarının ispatlanamadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir”

Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/10524 E. – 2017/7403 K. Sayılı ve 22.05.2017 tarihli kararında;
“Mahkemece, haczin takip ve tebligat adresi olmayan davalı üçüncü kişinin iş yerinde yapıldığı, davalı üçüncü kişi şirketin borcun doğumundan çok önce 27/07/2004 tarihinde bu adresde kurulduğu ve faaliyetine halen devam ettiği, borçlu şirketin ise ticaret sicil adresinin farklı olduğu, haciz sırasında borçluya ait evraklara rastlanmadığı, bilirkişi incelemesi raporuna göre; haczedilen malların davacının ticari defter ve kayıtları ile uyumlu olduğu, borçlu ….ti ve davalı….i ile dava dışı ….. Şti’nin ortak ve yöneticilerinin aynı aileye mensup akrabalar oldukları, her üç şirketin de aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği anlaşılmış ise de bu şirketlerin, alacaklılar zararına mal kaçırmak için muvazaalı işlemler yaptıkları, aynı amaç doğrultusunda beraber hareket ederek bir şirketten kazanç elde edilirken diğer şirketin borçlandırıldığına yönelik delil bulunmadığı, tüzel kişilikleri birbirinden bağımsız olup bağımsız hareket eden bu üç şirketin sadece akrabalık bağına dayanarak organik bağ içinde olduklarının kabul edilemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, alacaklının İİK’nun 99. maddesine dayalı 3. kişinin istihkak iddiasının reddi talebin reddine karar verilmiştir…Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı alacaklı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun bulunan hükmün ONANMASINA, ” şeklinde karar verilmiştir.

Sayın Yüksek Mahkemenizce de malum olunacağı üzere Yerel Mahkeme kararının dayandırıldığı gerekçeler organik bağın varlığının kabulü için yeterli olmayıp dosyada davacı yanca vekil eden lehine bulunan karinene aksini ispata yarar hiçbir delil bulunmamaktadır. Bu halde haksız, hukuka ve yerleşik Yargıtay içtihatlarına ve hakkaniyete aykırı Yerel Mahkeme kararının kaldırılarak davacı yanın davasının REDDİNE karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.

SONUÇ VE İSTEM :Yukarıda arz ve izah edilen nedenlerle;

Yerel Mahkeme Kararının istinafen incelenip, anılan kararının ortadan kaldırılıp , yeniden karar kurularak DAVANIN REDDİNE, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz…./…./….

Davalı …
Vekili
Av.

Bir Cevap Yazın